Umre kelimesi, ziyaret etmek anlamına gelmektedir. Dini bir terim olarak umre, “Belirli bir zamana bağlı olmaksızın ihrama girerek Kâbe’yi tavaf etmek, Safa ile Merve arasında sa’y yapmak ve tıraş olup ihramdan çıkmaktan” ibarettir. Umre kelimesi, ziyaret etmek anlamına gelmektedir. Dini bir terim olarak umre, “Belirli bir zamana bağlı olmaksızın ihrama girerek Kâbe’yi tavaf etmek, Safa ile Merve arasında sa’y yapmak ve tıraş olup ihramdan çıkmaktan” ibarettir. Umrenin iki farzı vardır: İhram ve tavaf. Bunlardan ihram şart; tavaf, rükündür. Vacipleri ise sa’y ile tıraş olup ihramdan çıkmaktır. Ömürde bir defa umre yapmak sünnettir. Umrenin pek çok fazileti vardır. Özellikle Ramazan ayında yapılan umrenin sevabı pek çoktur. Hz. Peygamber umre hakkında şöyle buyurmaktadır : “Umre, diğer bir umre ile arasındaki günahları siler”(7) “Ramazanda yapılan umrenin sevabı bir haccın sevabına denktir. Umre için belirli bir zaman yoktur. Her zaman yapılabilir. Ancak, Arefe günü sabahından bayramın dördüncü günü akşamına kadar yapılması mekruh görülmüştür. Umre yapmak isteyenler, gerekli hazırlıkları yaptıktan ve iki rek’at ihram namazı kıldıktan sonra, “Allah’ım! Senin rızan için umre yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle” diye niyet edip “telbiye” söyleyerek ihrama girerler. Bu şekilde ihrama girdikten sonra Kâbe’yi usulüne göre tavaf ederler. Nihayet Safa ile Merve arasında sa’y yaptıktan sonra tıraş olup ihramdan çıkarlar. Böylece umre tamamlanmış olur. HACLA FARKLARI 1) Umre’nin belirli bir vakti yoktur. 2) Umre’nin Arafat ve Müzdelife vakfeleri yoktur. 3) Umre’de Cem-i Takdim ve Cem-i Tehir yoktur. 4) Umre’de şeytan taşlama yoktur. 5) Umre’de Kudüm Tavafı ve Veda Tavafı yoktur. 6) Umre’ de kurban kesrnek yoktur Dikkat Edilecek Hususlar - Helal para temin etmeli, alacaklarını almalı, borçlarını ödemelidir. Bu mümkün değilse yazı ile tevsik etmelidir. - Aile efradı, hısım ve akrabaları ile helalleşmelidir. - Aşırıya kaçmadan yol hazırlığı yapmalıdır. - Güneşin altında fazla dolaşmamalıdır. - Otellerde soğutucular gereksiz ve uygunsuz kullanılmamalıdır. - Yağlı yemeklerden ve dışarıda satılan yemeklerden kaçınmalıdır. - Buzlu su ve içeceklerden içmemelidir. Kusurlu insanları affetmelidir. - Elbiselerin beyaz ve pamuklu olmasına dikkat ilmelidir. - Lüzumsuz alışverişlerle vakit geçirmemelidir. Malayani hareket ve davranıştan kaçınmalıdır.
Umre yapmak isteyen kimse önce Medine’ye gidiyorsa, İhrarnın Sünneti niyeti ile iki rekât narnaz kılar. 1. Rekâtta Kafirun (Kulya eyyühel kafirun) 2. Rekatta İhlas (Kulhuvallahu ehad) surelerini okur. Umreye niy et eder. Umrenin niyeti şöyledir: “Lebbeyk, Allahümme lebbeyk. Lebbeyke lâ Şerîke leke lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n ni’mete leke ve’l-mülk, lâ Şerîke lek” ‘Allahım ben umreye niyet ettim, onu bana kolaylaştır ve onu benden kabul eyle.’ “Allahım, senin emrine sözüm ve özümle tekrar tekrar icabet ettim, emrine boyun eğdim. Sana ortak yoktur. Emir ve davetine gönülden ve sadakatle icabet ettim. Senin eşin ve ortağın yoktur. Şüphesiz ki hamd de nimette sana mahsustur. Mülk senindir. Bütün bunlarda senin eşin ve ortağın yoktur” diyerek telbiye getirir. Niyet ve telbiyenin yapılmasıyla ihrama girilmiş ve “İHRAM YASAKLARI” başlamış olur. Yolculuk esnasında, yüksek tepelerde herhangi bir grupla karşılaştığında, konaklayıp tekrar hareket ettiğinde yeni bir bölgeye veya şehre girdiğinde telbiye ve tekbir getirir. Telbiye ve tekbirleri tek rakamlarla (üçer, beşer, yedişer…vs) getirmeyi tercih eder. - Hacer-ül Esved’in olduğu köşeye gelinir, çizginin üzerinde tavaf için niyet yapılır. UMRE TAVAFI İÇİN NİYET “Allah’ım senin rızan için umre tavafını yapmak istiyorum. Bana kolaylık ver ve kabul buyur.” Tavaf Hacerü’l Esved’in köşesinde başlayıp yine aynı köşede tamamlanmak üzere Kabe’nin etrafını samimi duygular içinde yedi defa dolaşmaktır. Bu dolaşmanın her birine ŞAVT adı verilir. Tavaf Hacerü’I-Esved’de başlar, Hacerü’l-Esved’de biter. Umre Tafavının ilk üç şavtında Remel vardır. Remel kısa adımlarla, hafif koşar vaziyette omuzları silkeleyerek çalımlıca yürümektir. Hanımlar remel yapmazlar. Izdıba ise ihramlının tavaf sırasında sağ omzunu açmasıdır, sünnettir. Tavafa başlarken ve her şavtın bitiş hizasına gelince Hacer-ül Esved Bismillahi Allahü Ekber denilerek istilam edilir. Eğer izdiham yoksa, başkasına zarar verilmeyecekse Hacer-ül-Esved öpülür. Tavafda bu kitaptaki tavaf dualarını veya içinden geçen duaları veya Kur’an-ı Kerim okuyabilirler. Tavaf bittiğinde Makam-ı İbrahim’de iki rekat tavaf namazı (kerahat vakti değilse) kılar. Birinci rekâtta Kafirun, ikinci rekâtta İhlas sureleri Fatiha’dan sonra okunur. Daha sonra kitabın dualar kısmındaki Makam-ı İbrahim’de okunan dua okunur. Daha sonra Kabe’nin kapısının bulunduğu yerde (Buraya Mültezem adı verilir) Mültezem duası oku nur. Mültezem’den sonra altınoluğun altında bulunan ve bir yay şeklinde duvarla çevrilmiş olan “HATİM” denilen yerde en az iki rekat namaz kılınır. Burası Kabe’nin içinden sayıldığından dolayı burada kılınan namaz Kabe’nin içinde kılınmış gibi olur. Namaz kıldıktan sonra Hatim’de okunacak duayı okur. Sonra bolca zemzem içilir. Mümkün olursa yeri ıslatmadan üzerimize ve bedenimize dökeriz. Sonrada zemzem duasını okuruz. Sa’y Safa ile Merve tepeleri arasında yapılan yürüyüşe denilir. Bu yürüme Safa’dan Merve’ye dört, Merve’den Safa’ya üç geliş şeklindedir. Say Safa tepesinde başlar, Merve tepesinde biter. Safa’dan Merve’ye bir gidişe ŞA VT denir. Bir say ise 7 Şavttan meydana gelir. Tekbir, Tehlil, Hamd ve salâvat getirerek Sara tepesine çıkılır ve Kâbe’yi görecek bir yerde durulur. Ve Umre sayı için niyet edilir. “Allahım senin rızan için Safa ve Merve arasında yedi Şavt umre sayımı yapmak istiyorum. Bu ibadeti bana kolay kıl ve kabul eyle” diyerek Say’a başlanır. Sonra Safa tepesinden Merve tepesine doğru yürümeye başlar. Dualar bölümünde ki say dualarını veya bildiği başka dua1an okur. Tekbir, Tehlil, Salâvat ve Hamd getirir. Safa-Merve arasındaki iki yeşil direk arasına geldiğinde “”HERVELE” yapılır. Hervele süratli çalımlı ve canlı şekilde yürümenin adıdır. Bu Hz. Hacer validemizin hatırasını canlandırmak için yapılır. Hervele sa’yın her şavtının sünnetidir. Kadınlann hervele yapmaması evladır. Yedinci şavt Mervede tamamlanınca Sa’y duası yapılır . * Sa’y tamamlandıktan sonra, erkekler saçlarını dipten tıraş ederler veya kısaltırlar. Kadınlar ise saçlarından bir miktar keserler Saçları dipten tıraş etmeden veya kısaltmadan erkekler sakal tıraşı olamazlar. Elbiselerini giyemezler ve diğer ihram yasaklarını yapmazlar. Çünkü gerek erkekler gerekse kadınlar için tıraş olmadıkça ihramdan çıkılmış ve ihram yasakları kalkmış olmaz. * Tıraş olduktan sonra ihramdan çıkı1mış olur. Bundan sonra ikinci bir Umre için İhrama girinceye kadar Mekke-i Mükerreme’de cinsi ilişki dâhil bütün ihram yasakları kalkmış olur. * Bundan sonra Umreci Mekke’de bulunduğu müddet içinde dilediği kadar Tavaf yapar. Kaza namazları kılar. Te’nim, Cürane veya diğer mikatlardan Umre yapar. * Harem-i Şerif veya Mekke-i Mükerreme’de kerahat vakitleri Hanefi Mezhebine göre diğer yerlerden farklı değildir. Umreci veya Hacı adayı Mekke ve Medine’de kerahat vakitlerinde nafile namaz kılmaması daha uygundur. Tavaf namazını da kerahat vakti dışında kılması daha uygundur.
İhram, umre yapmaya niyet eden kişinin, başka zamanlarda işlemesi mübah olan bazı fiil ve davranışları, belirli bir süre kendisine haram kılması, yasaklamasıdır.Buna "ihrama girme" de denir. İhrama, "Niyet" ve "Telbiye" ile girilir. "Niyet" ve "Telbiye" ihramın rükünleridir. Bunlar olmadan ihrama girme gerçekleşmez. NİYET "Niyet", yapılacak haccın şeklini kalben belirlemektir. Ayrıca lisanen söylenmesi müstehaptır.Şöyle niyet edilir:"Allah’ım umre yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle"TelbiyeLebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerike leke lebbeyk, innel hamde ve’n-ni’mete leke ve’l mülk lâ şerike lek"Allah’ım! Davetine icabet ediyorum. Emrine boyun eğiyorum. Bütün varlığımla sanateslim oldum. Senin hiçbir ortağın yoktur. Tekrar tekrar davetine icabet ediyorum. Şüphesiz hamd sana mahsustur. Nimet senindir mülk de senin... Senin hiçbir ortağın yoktur."Böylece niyet edilip telbiye söylenince ihrama girilmiş olur. Ancak ihrama girmeden önce, sünnet ya da müstehap olarak yapılması gereken hususlar vardır. İhramagirmek isteyen kimse, ön hazırlık olarak tırnaklarını keser. Gerekiyorsa koltuk altı ve kasık kıllarını temizler, saç ve sakal traşı olup bıyıklarını düzeltir. Mümkünse gusleder. Varsa güzel koku sürünür. Giymekte olduğu normal giysilerini ve iç çamaşırlarınıçıkarıp, sadece "izar" ve "rida" denilen iki parça ihram örtüsüne sarınır. Başını açar, çoraplarını ve ayakkabılarını çıkarır. Terlik ve benzeri şeyler giyer. Bayanlar normalkıyafetlerini değiştirmezler. Bundan sonra, kerâhat vakti değilse iki rek’at "ihram namazı" kılar. Namazdansonra yukarıda belirtildiği şekilde niyet eder. Arkasından da yüksek sesle telbiye söyler. Bayanlar telbiye söylerken seslerini yükseltmezler.Niyet ve telbiye’nin yapılmasıyla ihrama girilmiş ve "ihram yasakları" başlamışolur.İhrama giren kimseye, ihramlı olduğu sürece "muhrim" denir. Kadınların İhramı İhrama girme konusunda kadınlar da erkekler gibidir. Ancak kadınlar normal elbise ve kıyafetlerini değiştirmezler. Çorap, ayakkabı ve eldiven giyebilirler. Başlarınıörterler. Fakat yüzlerini açık bırakırlar. Telbiye ve tekbir getirirken, dua ederken seslerini yükseltmezler. Mekke çevresinde ihrama girmek için belirlenmiş noktalar vardır. Bunlardan her birine "mikat" denir. Mikat sınırlarının dışından umreye gelenler bu sınırlarıihramsız olarak geçemezler. Buna göre:a. Doğrudan Mekke’ye gidecek olan umre adayları, uçaklar Cidde’ye indiği ve Cidde de mikat sınırları içinde bulunduğundan, uçağın kalkacağı havalimanındaveya evlerinde ihrama girerler. Gerektiğinde uçak mikat sınırını geçmeden uçak içinde de girilebilir. Ancak pratikteki zorluğu sebebiyle uçakta ihrama girme tercih edilmemelidir.b. Umre’ den önce Medine’ye gidecek olan hacı adayları, Medine’de kaldıklarıotellerde veya Mekke yolu üzerinde Medine’ye 11 km. uzaklıkta bulunan "Zül-Huleyfe" (Ebyâr-i Ali) de ihrama girerler.Mikat sınırları dışında kalanlar umre için ihrama, Mikat sınırlarında veya daha önce girerler. Harem Bölgesinde bulunanlar, Harem bölgesinin dışına çıkarak ihramagirerler. Harem Bölgesi ile Mikat sınırları arasında (Hıl Bölgesinde) olanlar ise bulundukları yerden ihrama girerler. Ülkemizden gidip de, Mekke’de bulunduklarısüre içinde umre yapmak isteyenler, genellikle Medine-Mekke otoyolu üzerinde veHarem-i Şerif’e yaklaşık 5 km. uzaklıkta bulunan "Ten’im"e giderek ihrama girmektedirler. Bugün burada "Hz. Aişe Mescidi" bulunmaktadır.Mikat sınırını ihramsız olarak geçtikten sonra ihram giyenlere ceza gerekir. Bu durumda olanlar henüz umre ile ilgili görevlerden birini yapmadan, herhangi birmikat sınırına dönerek yeniden ihrama girerlerse ceza düşer.
İhrama girenler için bazı davranışlar yasaktır. Bunlara "ihram yasakları"denir. Bu yasaklar ihrama girildiği andan, yani niyet ve telbiye anından itibaren başlar, ihramdan çıkıncaya kadar devam eder. İhramlı kimsenin "ihram yasakları"na uyması vaciptir. Yasakları ihlal edenlere, yasağın çeşidine ve ihlal biçimine göre değişen cezalar gerekir.
İhramlının yıkanması, kokusuz sabun kullanması, diş fırçalaması, dişçektirmesi, kırılan tırnağı ve zarar veren bir kılı koparması, kan aldırması, iğne yaptırması, yara üzerine sargı sardırması, kol saati, yüzük ve bilezik takması, kemerkullanması, omuza çanta asması, yüzü ve başı örtmeden üzerine battaniye, pike ve benzeri şeyler alması, palto ve benzeri giysileri giymeksizin omuza alması yasak değildir.İşte, usulüne göre ihrama giren umre adayları, ihram yasaklarına riayet ederek, telbiye, tekbir, tehlil ve salavat-ı şerife söyleyerek, Mekke’ye ulaşırlar. Harembölgesine ulaştıklarından dolayı dua ederler. Otellere yerleşip dinlendikten sonra fazla vakit geçirmeden telbiye ve tekbir getirerekHarem-i Şerif’e giderler. Kabe’yi görünce telbiyeyi kesip tehlil ve tekbirlerle dua ederler. Daha sonra "Umre tavafı" nı yaparlar.
"Tavaf", Hacer-i Esved köşesinden veya hizasından başlayarak tavaf niyetiyle Kâbe’nin etrafında yedi defa dönmektir. Her bir dönüşe "Şavt" denir. Yedi şavt bir tavaf olur. TAVAFIN YAPILIŞI Hacer-i Esved hizasına gelmeden: "Allah’ım! Senin rızan için Umretavafı yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle" diye niyet edilir.Tavafa başlamadan önce erkekler “Iztıba” yaparlar. Böylece Hacer-i Esved’in hizasına doğru gidilir. Bu esnada tekbir, tehlil getirilmesi ve dua edilmesi uygun olur.Hacer-i Esved’in hizasına varılınca eller, içleri Kâbe’ye doğru olacak şekilde namaza durur gibi omuz veya kulak hizasına kadar kaldırılıp "Bismillahi Allahu Ekber"denildikten sonra Hacer-i Esved "istilam" edilir. İstilam, elleri Hacer-i Esved’in üzerine koyup onu öpmek demektir. Ancak her mevsimde bu mümkün olmamaktadır. Busebeple Hacer-i Esved’e uzaktan elle işaret edilip sağ avucun içi öpülmekle yetinilir. Hacer-i Esved’i istilam etmek sünnettir. Başkalarına eziyet etmek ise haramdır.Sünneti yerine getireceğim diye insanlara eziyet vermekten ve böylece haram işlemekten şiddetle sakınılmalıdır.Tavafın, Hatim’in dışından yapılması gerekir. Tavafın ilk üç şavtında mümkünolduğu sürece erkekler "Remel" yaparlar. Tavaf esnasında dua edilir, tekbir ve tehlil getirilir. Kur’an okunabilir. Tavafta telbiye getirilmez. En uygunu herkesin içindengeldiği gibi ihlâsla ve samimiyetle dua etmesidir. Tavafın kesintisiz olarak yapılmasısünnettir "Yemen" köşesine gelindiğinde, bu köşe de istilam edilir. Diğer köşeler istilam edilmez. Hacer-i Esved köşesine ya da hizasına varılınca ilk şavt tamamlanmışolur. Beklemeden tekrar istilam yapılarak ikinci şavta devam edilir. Diğer şavtlar da aynı şekilde yapılır. Yedinci şavtın sonunda Hacer-i Esved tekrar istilam edilerek tavafbitirilir. Sonra Harem-i Şerif’in uygun bir yerinde iki rekat tavaf namazı kılınır. Tavaf namazından sonra dua edilir ve zemzem içilir. Sonra Hacer-i Esved tekrar istilam edilerek sa’y yapmak üzere Safa tepesine gidilir.Sa’y"Sa’y" kelimesi; koşmak, hızlı yürümek anlamına gelmektedir. Hac ve umrede Kâbe’nin doğu tarafındaki "Safa" tepesinden başlayarak "Merve" ye dörtgidiş, Merve’den Safa’ya üç dönüş olmak üzere bu iki tepe arasındaki gidiş-gelişe denir. Safa’dan Merve’ye her bir gidişe ve Merve’den Safa’ya her bir dönüşe "şavt"denir. Safa ile Merve arasındaki yaklaşık 400 metre uzunluğundaki yürüme alanına"Mes’a" denir. Sa’y yapmak vaciptir.Sa’yin YapılışıHacer-i Esved istilam edilerek Safa tepesine çıkılır. "Allah’ım! Senin rızaniçin umre sa’yini yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle." diye niyet edildikten sonra Kâbe’ye dönülerek tekbir, tehlil, salavat okunur ve içtenlikledua edilir. Sonra Merve tepesine doğru yürünür. Sa’y esnasında herkes içindengeldiği şekilde dua eder. Yeşil ışıklı direklerin arasında, erkekler koşar adımlarla yürürler. Buna "Hervele" denir. Merve’ye varınca bir şavt tamamlanmış olur. Buradada yine Kâbe’ye yönelerek tekbir, tehlil ve salavat-ı şerife getirilip dua edilir. Sonra Merve’den Safa’ya doğru yürünür. Safa’ya varınca ikinci şavt tamamlanmış olur.Diğer şavtlar da aynı şekilde yapılır. Yedinci şavt tamamlandıktan sonra Merve’de Kâbe’ye karşı dönülerek dua edilir.
İhramdan ancak saçlar tıraş edilmek suretiyle çıkılır. Erkekler saçlarını dipten tıraş eder veya kısaltırlar. Kadınlar ise saçlarının ucundan bir miktar keserler.Kısaltmada saçların uçlarından alınacak miktar, parmak ucu uzunluğundan daha az olmaz. Tıraş olduktan sonra umre ihramından çıkılmış olur. Umreciler diğer günlerinimümkün mertebe iyi değerlendirmelidirler. Beş vakit namazlarını Harem-i Şerifte kılmaya ve fırsat buldukça bol bol nafile tavaf yapmaya özen göstermelidirler. Tavafve namazın dışında Mescid-i Haram’da Kur’an-ı Kerim tilaveti, dua, zikir ve tesbihatla meşgul olurlar. UMRE NEDİR
UMRE NASIL YAPILIR?
Mekke’ye hareket etmeden Medine’nin 10 km . dışındaki Zülhuleyfe Mikat bölgesinde veya uçakla Medine’den Mekke’ye gidiyorsa, bulunduğu otelden ihrama girer.
Eğer hava yolu ile Türkiye’den direk Cidde’ye gidip oradan Mekke’ye geçecekse Umre’ciye kolaylık olası için uçağa binmeden önce havaalanında veya uçak havalandıktan iki saat sonra ihramını giyer.İHRAM
İHRAMA NEREDE GİRİLİR ?
İHRAM YASAKLARI
İHRAMLIYA YASAK OLMAYANLAR
TAVAF
TIRAŞ OLUP İHRAMDAN ÇIKMAK
HACCIN ÇEŞİTLERİ
İFRAD HACCI
TEMETTÜ HACCI
KIRAN HACCI

Hac, İslâm’ın beş esasından birisidir. Hem malî ve hem de bedenî bir ibadettir.
Hac, kelime olarak, “yönelmek, kasdetmek, bir kimseyi ya da bir yeri çokça ziyaret etmek” anlamlarına gelir.
Dini bir terim olarak hac, “Belirli bir zamanda usulüne uygun olarak ihrama girdikten sonra Arafat’ta vakfe yapmak, Kâbe’yi tavaf ederek ziyaret etmek ve diğer bazı dini görevleri yerine getirmek” suretiyle yapılan ibadeti ifade eder. Bu ibadeti yerine getirene hacı denir.
Hac, hicretin IX. yılında farz kılınmıştır. Haccın farz olduğu hükmü, Kur’an ve Sünnette bildirilmiştir. Bu konuda tüm müslümanlar görüş birliği içerisindedirler. Kur’an-ı Kerîm’de, “Gitmeye gücü yetenlerin Kâbe’yi haccetmeleri insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır.” buyurulmuştur. Hz. Peygamber de, “İslâm beş temel esas üzerine kurulmuştur. Bunlar, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın peygamberi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Kâbe’yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır.” buyurmaktadır.
Hac, bilindiği şekliyle Hz.İbrahim’e kadar uzanan bir ibadettir. Kur’an ve hadisler bize, Hz.İbrahim’in haccından, insanları hacca çağırmasından bahsetmekte, (Hac 22/27-28) Kâbe’nin ve hac menasikinin tarihçesine işaret etmektedir.
Hac Kimlere Farzdır ?
Erkek olsun, kadın olsun şartlarını taşıyan her müslümana, ömründe bir defa haccetmek farzdır. Üzerine hac farz olan kimse, bu ibadeti geciktirmeden bir an önce yerine getirmelidir. Üzerine farz olduğu halde bir takım gerekçelerle bu önemli ibadeti yerine getirmeyip ileri yaşlara ertelemek dinen uygun değildir. Bu şekilde haccını erteleyip daha sonra bizzat hac yapamayacak duruma düşen kimse, yerine bedel (vekil) göndermek zorunda kalır.
Bir kimsenin hac ibadetiyle yükümlü sayılması için; müslüman, akıllı, erginlik çağına ulaşmış, hür, hac için yeterli malî imkâna sahip ve bu ibadeti yerine getirecek vakte erişmiş olması şarttır. Bu şartlardan birini taşımayan kimseye hac farz olmaz.
Kendisine hac farz olan kimsenin, haccını bizzat eda etmekle yükümlü sayılması için de, sağlıklı olması, tutukluluk veya yurtdışına çıkma yasağı gibi bir engelinin bulunmaması ve yolun güvenli olması şarttır. Ayrıca boşanma veya ölüm iddeti beklemekte olan kadının, beklemesi gereken süreyi tamamlamış olması lazımdır.
Hac yolculuğuna katlanamayacak, ya da fiilen haccedemeyecek derecede hasta olanlar ile, yaşlılar, tutuklular, yurtdışına çıkışları yasaklanmış olanlar ve iddet beklemekte olan kadınlar, hac kendilerine farz olsa bile, eda ile yükümlü değildirler. Bu durumda olanlar şartları oluştuğu takdirde bizzat haccederler.
Haccın Faziletleri
Dünya ve ahiret hayatı açısından önemli bir dönüm noktası olan hac, samimi ve ihlâslı bir şekilde yerine getirildiği zaman, müslümanı günahlarından arındırır, onun Allah katındaki derecesini yükseltir, cenneti kazanmasına vesile olur ve kişiyi ahlâken olgunlaştırır.
Gücü yetenlerin farz olarak ömürlerinde bir defa yapacakları bu ibadetin fazileti gerçekten büyüktür. “Kim Allah için hacceder de kötü söz ve davranışlardan sakınır ve günahlara sapmazsa – kul hakları hariç – annesinin onu doğurduğu günkü gibi günahlardan arınmış olarak döner” hadisi şerifi, haccın ne derece faziletli bir ibadet olduğunu anlatmaya yeter. Bununla birlikte haccın fazileti konusunda birkaç hadis-i şerif daha zikretmek yararlı olacaktır.
Peygamber Efendimiz (S.A.S.) şöyle buyurmuştur:
“Makbul haccın karşılığı Cennetten başka bir şey değildir. Umre de diğer bir umre ile arasındaki günahları siler.”
Amellerin hangisi daha faziletlidir? şeklindeki bir soruya Peygamberimiz: “Allah ve Rasûlüne iman” şeklinde cevap vermiş; sonra hangisi ? diye sorulunca;
“Allah yolunda cihad” buyurmuş, sonra hangisi? denince;
“Makbul hac” diye cevap vermiştir.
Hacceden kimselerin Allah katındaki değeri çok yüksektir. Bu sebeple Yüce Allah onların içtenlikle yapacakları duaları geri çevirmez. Peygamber Efendimiz;
“Haccedenler ve umre yapanlar Allah’ın misafirleridir. Kendisine dua ederlerse, dualarını kabul eder, Bağışlanma dilerlerse onları bağışlar” buyurmaktadır.
Konuyla ilgili bir diğer hadis-i şerif de şöyledir:
“Hac ve umreyi art arda yapınız. Çünkü bu ikisi, körüğün demir, altın ve gümüşün pasını giderdiği gibi fakirliği ve günahları yok eder.”
Bir hadis-i şerifte de hac ve umre normalde gaza yoluyla yapılan cihada katılmayan yaşlılar, küçükler, güçsüzler ve kadınların cihadı olarak nitelendirilmiştir ki, bu da haccın ne derece faziletli bir ibadet olduğunu göstermektedir.
Yüce Allah’ın kullarını en çok affettiği gün olan Arafe gününde saçı başı dağılmış, toza toprağa belenmiş bir vaziyette el açıp Allah’a yalvaran kullarını Cenab-ı Hak mutlaka affeder. Önemli olan böylesine üstün bir ibadeti, gereği gibi yerine getirerek onun faziletinden yararlanmaktır.
Haccın Hikmetleri
Allah’ın emrettiği her şeyde şüphesiz insanların dünya ve ahiret hayatı için pek çok hikmetler vardır. Bu şaşmaz gerçeğe göre haccın da pek çok hikmetleri bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir:
Her insan yaratılışı gereği Yüce Allah’a karşı kulluğunu ortaya koymak ihtiyacındadır. Hac, kula, en belirgin bir şekilde Yüce Allah karşısında aczini ortaya koyma, kulluğunu ifade etme ve onun verdiği nimetlere şükretme imkanı veren bir ibadettir. Çünkü hacı, mal, mülk, makam ve mevki gibi dünyevi unsurlardan sıyrılarak Allah’a yönelir. Sonsuz güç ve kudret sahibinin karşısında teslimiyetini ve bağlılığını ifade eder. Bu durum kendisine Allah’a kul olma zevkini tattırır.
Hac; renk, dil, ırk, ülke, kültür, makam ve mevki farkı gözetmeksizin aynı amaç ve gayeleri taşıyan milyonlarca müslümanı bir araya getirerek eşitlik ve kardeşliğin çok canlı bir tablosunu oluşturur. Bu, lafta kalan kuru bir iddiadan ibaret değildir. Zenginiyle, fakiriyle, güçlüsüyle, güçsüzüyle bütün hacılar aynı kıyafetler içinde, aynı mahrumiyetleri yaşayarak, aynı güçlüklere katlanarak, aynı şartlarda hareket ederek fiili bir eşitlik ve kardeşlik eğitiminden geçerler. Trilyonlara hükmeden bir zenginle geçimini zor karşılayan bir fakire aynı kıyafet içinde Arafat’ta beraberce el açıp dua ettiren ve Kâbe’nin etrafında yan yana tavaf ettiren hac ibadeti, insanlara makam, mevki, mal mülkle böbürlenmemeyi, İslâm kardeşliği içinde tanışıp kaynaşmayı ve mahşeri unutmamayı öğretir.
İslâm Dininin doğup yayıldığı, vahyin indiği, Hz. Peygamber ve Ashabının bin bir güçlük ve sıkıntılar içinde mücadeleler verdiği ve Hz. Adem’den beri bazı peygamberlerin uğrak yeri olmuş kutsal toprakları görmek, müminlerin dini duygularını güçlendirir, İslâm’a bağlılıklarını artırır.
Dünyanın dört bir tarafından gelen, renkleri, dilleri, ülkeleri ve kültürleri farklı, fakat hedef ve gayeleri aynı binlerce müslümanın birbirleriyle kaynaşması ve görüşmesi sağlanmış olur. Bu durum müslümanların birbiriyle irtibat kurmalarına, birbirlerinin dertlerinden haberdar olmalarına ve hatta ticari bağlantılar kurmalarına imkan sağlar.
Hac ibadetiyle müslüman, Yüce Allah’ın kendisine lütfettiği sağlık, yetenek, mal ve mülk gibi dünyevi nimetlerin şükrünü eda etmiş olur. Hac yapan müslümanlar sabır, tahammül, sıkıntılara katlanma, güçlüklere göğüs gerebilme, büyük kalabalıklarla aynı anda hareket ederek aynı şeyleri yapabilme, yardımlaşma, dayanışma ve belli kurallara adapte olabilme… gibi ahlaki özelliklerini geliştirirler.
Hac, müslümanlarda ömür boyu silinmeyecek derin hatıralar bırakır. Bu hatıralar; müminin hacdan sonraki yaşamında istikametini kaybetmemesine hizmet eder. Hac, müminin hayatında adeta bir dönüm noktası oluşturur.
Arafat gibi mahşerin örneğini oluşturan bir yerde Allah’a el açıp yalvaran ve günahlarından sıyrılan bir müslüman bir daha kolay kolay eski işlediği günahlara dönmek istemez. Bu yönüyle hac, günahkar müslümanlar için bir arındırma ve iyileştirme işlemi görür.
Hac sayesinde müslümanlar arasında güzel etkileşimler meydana gelir. Müminler birbirlerinden güzel hasletler alırlar. Fikirlerinde müspet anlamda önemli değişmeler olur. İnsanları birbirinden uzaklaştıran ırkçılık gibi olumsuz düşüncelerin törpülenmesi sağlanır.
Kısaca haccın, başka ibadetlerde olmayan kendine özgü pek çok hikmetleri, ahlâkî, sosyal, ekonomik ve psikolojik yararları vardır. Yukarıda yalnızca bunlardan bazıları zikredilebilmiştir.
Kâbe
Haccın sebebi ve namazlarda kıblegâhımız olan Kâbe, yeryüzünde alemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk binadır. Allah’ın emriyle Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından Mekke’de yapılmıştır.
“Mescid-i Haram” denilen mabedin ortasında bulunan Kâbe, kuzeydoğu duvarı 12.63; kuzeybatı duvarı 11.03; güneybatı duvarı 13.10; güneydoğu duvarı 11.22 ve yüksekliği 13 m olan 145 m2 alan üzerine kurulmuş taş bir binadır. Üzeri siyah bir örtü ile örtülüdür. Örtüsü her sene hac mevsiminde yenilenmektedir.
Kâbe’nin köşeleri yaklaşık olarak dört ana yönü gösterir. Köşelerden her birinin ayrı ismi vardır.
Doğu köşesine “Hacer-i Esved” veya “Şarki”, kuzey köşesine “Irakî”, batı köşesine “Şâmî” ve güney köşesine de “Yemânî” denir.
“Hacer-i Esved”, Kâbe’nin doğu köşesinde yerden 1.5 m yükseklikte bulunmaktadır. “Hacer-i Esved” siyah taş demektir. Hz. İbrahim tarafından tavafa başlanacak yere işaret olmak üzere konulmuştur. Başlangıçta çevresi 18-19 cm olan bu taş, çeşitli yıkımlar sebebiyle birkaç defa kırılmıştır. Şimdi, ilk olarak konulduğu köşede, gümüş muhafazalı kurşun içine gömülü yedi parça halinde bulunmaktadır.
Kâbe’nin, kuzeydoğu duvarında (Hacer-i Esved ile Irakî köşeleri arasında) Hacer-i Esved köşesine yakın ve yerden 1.97 m kadar yükseklikte bulunan altın kaplı bir kapısı vardır. Kapı 1.8 x 3.5 m boyutlarındadır. Kapı ile Hacer-i Esved köşesi arasında kalan bölüme “Mültezem” denir.
Kâbe’nin kuzeybatı duvarının (Irakî ile Şamî köşelerinin) karşısında, yerden 1.25 m yükseklikte yarım daire şeklinde bir duvar bulunur. Bu duvara “Hatim” denir. Tavaf bu duvarın dışından yapılır. Bu duvar ile Kâbe arasında kalan boşluğa da “Hicr-i Kâbe”, “Hicr-i İsmail” veya “Hatîra” denir. Bu boşlukta Kâbe’ye yönelerek namaz kılınabilir, dua edilebilir. Ancak Kâbe’ye yönelindiği gibi buraya yönelip namaz kılınmaz.
Kâbe’nin “Hatîm”‘e bakan duvarının üst ortasında altından yapılmış bir oluk bulunmaktadır. Halk arasında “Altın Oluk” diye bilinen bu oluğa “Mizab-ı Kâbe” denir.
Mescid-i Haram
“Mescid-i Haram”, Mekke’de ortasında Kâbe’nin bulunduğu büyük bir mabettir. Buna “Harem-i Şerif” de denir. Mescid-i Haram, Hz. Peygamber döneminde, Kâbe’nin etrafındaki küçük bir alandan ibaret iken ilk olarak Hz. Ömer tarafından genişletilmiş ve etrafı bir duvarla çevrilmiştir. Daha sonraları Mescid-i Haram günümüze kadar pek çok defa genişletilmiştir.
Bugün Mescid-i Haram, yüz binlerce insanın içinde ibadet edebileceği genişlikte bir alana sahiptir.
Mescid-i Haram’ın içinde, Kâbe’den başka “Makam-ı İbrahim” ve “Zemzem” kuyusu bulunmaktadır.
“Makam-ı İbrahim”, yaygın görüşe göre, Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşa ederken iskele olarak kullandığı ya da insanları hacca çağırırken üzerine çıktığı taşın bulunduğu yerdir. Burası “Kâbe Kapısı” nın bulunduğu duvarın karşısında Kâbe’ye yakın bir yerde bulunmaktadır.
“Zemzem”, Allah’ın Hz. Hacer ve oğlu Hz. İsmail’e ihsan ettiği suyun adıdır. Zemzem suyunun ortaya çıkışı şöyle olmuştur: Hz. İbrahim, Allah’ın emriyle eşi Hacer ve süt emmekte olan oğlu İsmail’i zemzemin bugünkü yerinde bulunan büyük bir ağacın altına yerleştirmişti. O sırada Kâbe yapılmamış ve Mekke şehri kurulmamıştı. Etrafta ne bir insan, ne su, ne de bir hayat belirtisi vardı. Bu şartlar altında yaşamaya devam eden Hacer, nihayet su ve yiyeceği bitince çaresiz kalmış, bir can yoldaşı görebilmek ve birkaç yudum su bulabilmek umuduyla önce “Safa Tepesi” ne, sonra da “Merve Tepesi” ne çıkmış ve bunu yedi defa tekrarlamış. Merve Tepesi’ne son gelişinde oğlunu bıraktığı taraftan bir ses duymuş. Oğlunun yanına geldiğinde orada Cebrâil tarafından zemzem suyunun çıkarılmış olduğunu görmüş.
Yeryüzündeki suların en üstünü olan “Zemzem”, halen Kâbe’nin 20 m. kadar doğusunda, “Makam-ı İbrahim” e yakın bir yerde bulunan kuyudan çıkmaktadır. Bu kuyu tavaf alanının altındadır. Kuyuya biri bayanlara diğeri erkeklere ait olmak üzere iki ayrı yerden merdivenlerle inilmektedir. Zemzem suyu, içildiği gibi abdest ve gusülde de kullanılabilir.
Hz. Peygamber zemzem hakkında şöyle buyurmuştur: “Zemzem hangi niyet için içilirse o niyet içindir.”(13) Bu itibarla zemzem içerken dilek ve niyeti belirterek içmek uygundur.
Zemzem içerken, “Allah’ım! Senden yararlı ilim, bol rızık ve her türlü dert için şifa istiyorum.” diye dua edilir.
Mescid-i Haram, yeryüzündeki tüm mescidlerden üstündür. Burada kılınan namaz da diğer mescidlerde kılınan namazlardan fazilet bakımından kat kat üstündür.
Hac, hac ayları denilen zaman dilimi içinde yapılan bir ibadettir. Hac ayları Hicrî takvime göre Şevval ve Zilkade ayları ile Zilhicce ayının ilk on günüdür. Hac, bu aylar içinde umresiz de yapılabilir, umre ile birlikte de yapılabilir. Haccın umresiz ya da umre ile birlikte yapılmasına haccın eda şekilleri denir.
Haccın eda şekli üçtür:
1- İfrad haccı,
2- Temettu haccı,
3- Kıran haccı.
1- İfrad Haccı
İfrad haccı, umresiz yapılan hacdır. Aynı yılın hac ayları içinde, hacdan önce umre yapmaksızın hac niyetiyle ihrama girilir ve yalnızca hac yapılırsa ifrad haccı yapılmış olur.
2- Temettu Haccı
Temettu haccı, aynı yılın hac ayları içinde önce umre yapıp ihramdan çıktıktan sonra yeniden hac için ihrama girerek yapılan hacdır.
Temettu haccı yapacak olanlar, mikat sınırında veya daha önce umreye niyet ederek ihrama girerler. Umre yaptıktan sonra ihramdan çıkarlar. Daha sonra zamanı gelince hac için ihrama girerler. Haclarını eda ettikten sonra ihramdan çıkarlar.
3- Kıran Haccı
Kıran haccı, aynı yılın hac ayları içinde umre ve hacca birlikte niyet ederek ikisini aynı ihramla yapmaktır.
Kıran haccı yapacak olanlar mikat sınırında veya daha önce umre ve haccın her ikisine birden niyet ederek ihrama girerler. Umre yaptıktan sonra ihramdan çıkmazlar, aynı ihramla haccı da eda eder, sonra ihramdan çıkarlar.
Kıran ve temettu haccı yapanların şükür kurbanı kesmeleri vaciptir. İfrad haccı yapanların şükür kurbanı kesmesi gerekmez
HACCIN YAPILIŞI
Ülkemizden giden hacılar, değişik iklim şartlarında uzun süre ihramda kalmanın doğurduğu zorlukları dikkate alarak genellikle “temettu haccı” yapmayı tercih ederler. Biz de bu durumu göz önünde bulundurarak haccın yapılışını anlatırken, haccın eda şekillerinden “Temettu haccı” nı esas alacağız. Haccın diğer eda şekillerine ise, Temettu haccı ile bunların arasındaki farkları belirterek yetineceğiz.
Şimdi “Temettu haccı” nın nasıl yapılacağını anlatalım:
1. İhrama Girmek
Hacc yapacak bir kimsenin ilk işi ihrama girmektir. İhrama girmek haccın şartıdır. İhrama girmeden hac yapılamaz.
İhram Nedir ?
Haccın şartlarından biri olarak ihram, hac ya da umre yapmaya niyet eden kişinin, başka zamanlarda işlemesi mübah olan bazı fiil ve davranışları, belirli bir süre kendisine haram kılması, yasaklamasıdır. Buna “ihrama girme” de denir. İhrama girmiş olmanın gereklerinden biri olarak bürünülen havlu ve benzeri türden dikişsiz kıyafete de halk arasında ihram denmektedir. Ancak “ihram” bu değildir. Usulüne göre ihrama girilmediği sürece söz konusu bu örtülere bürünmekle ihrama girilmiş olunmaz.
İhrama Nasıl Girilir ?
İhrama, “Niyet” ve “Telbiye” ile girilir. “Niyet” ve “Telbiye” ihramın rükünleridir. Bunlar olmadan ihrama girme gerçekleşmez.
Niyet
“Niyet”, yapılacak haccın şeklini kalben belirlemektir. Ayrıca lisanen söylenmesi müstehaptır. Burada temettu haccının yapılışı esas alındığına göre niyet umre için yapılacaktır.
Şöyle niyet edilir:
“Allah’ım umre yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle”
Telbiye
(Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerike leke lebbeyk, innel hamde ve’n-ni’mete leke ve’l mülk lâ şerike lek) demektir.
“Allah’ım! Davetine icabet ediyorum. Emrine boyun eğiyorum. Bütün varlığımla sana teslim oldum. Senin hiçbir ortağın yoktur. Tekrar tekrar davetine icabet ediyorum. Şüphesiz hamd sana mahsustur. Nimet senindir mülk de senin… Senin hiçbir ortağın yoktur.”
Böylece niyet edilip telbiye söylenince ihrama girilmiş olur. Ancak ihrama girmeden önce, sünnet ya da müstehap olarak yapılması gereken hususlar vardır. İhrama girerken bunlara da riayet edilmelidir. Buna göre:
İhrama girmek isteyen kimse, ön hazırlık olarak tırnaklarını keser. Gerekiyorsa koltuk altı ve kasık kıllarını temizler, saç ve sakal traşı olup bıyıklarını düzeltir. Mümkünse gusleder. Bu gusül temizlik amacıyla yapıldığı için özel durumda olan bayanlar da guslederler. Gusül mümkün olmadığında abdest alır. Varsa güzel koku sürünür. Giymekte olduğu normal giysilerini ve iç çamaşırlarını (atlet ve kilotunu) çıkarıp, sadece “izar” ve “rida” denilen iki parça ihram örtüsüne sarınır. Başını açar, çoraplarını ve ayakkabılarını çıkarır. Terlik ve benzeri şeyler giyer. Bayanlar normal kıyafetlerini değiştirmezler.
Bundan sonra, kerâhat vakti değilse iki rek’at “ihram namazı” kılar. Namazdan sonra yukarıda belirtildiği şekilde niyet eder. Arkasından da yüksek sesle telbiye söyler. Bayanlar telbiye söylerken seslerini yükseltmezler.
Niyet ve telbiye’nin yapılmasıyla ihrama girilmiş ve “ihram yasakları” başlamış olur.
İhrama giren kimseye, ihramlı olduğu sürece “muhrim” denir.
Kadınların İhramı
İhrama girme konusunda kadınlar da erkekler gibidir. Ancak kadınlar normal elbise ve kıyafetlerini değiştirmezler. Çorap, ayakkabı ve eldiven giyebilirler. Başlarını örterler. Fakat yüzlerini açık bırakırlar. Telbiye ve tekbir getirirken, dua ederken seslerini yükseltmezler.
Özel hallerinde bulunan kadınlar ihrama girerken şu hususu dikkate almalıdırlar: Şayet adetleri bitmeden Arafat’a çıkmak zorunda kalacaklarsa, ifrad haccına niyet etmelidirler.
İhrama Nerede Girilir ?
Mekke çevresinde ihrama girmek için belirlenmiş noktalar vardır. Bunlardan her birine “mikat” denir. Mikat sınırlarının dışından hacca veya umreye gelenler bu sınırları ihramsız olarak geçemezler. Buna göre:
a. Doğrudan Mekke’ye gidecek olan hacı adayları, uçaklar Cidde’ye indiği ve Cidde de mikat sınırları içinde bulunduğundan, uçağın kalkacağı havalimanında veya evlerinde ihrama girerler. Gerektiğinde uçak mikat sınırını geçmeden uçak içinde de girilebilir. Ancak pratikteki zorluğu sebebiyle uçakta ihrama girme tercih edilmemelidir.
b. Hacdan önce Medine’ye gidecek olan hacı adayları, Medine’de kaldıkları evlerde veya Mekke yolu üzerinde Medine’ye 11 km. uzaklıkta bulunan “Zül-Huleyfe” (Ebyâr-i Ali)’ de ihrama girerler.
Hac veya umre yapacak olanların mikat sınırını ihramsız olarak geçemeyeceklerini belirtmiştik. Mikat sınırını ihramsız olarak geçtikten sonra ihram giyenlere ceza gerekir. Bu durumda olanlar henüz hac ve umre ile ilgili görevlerden birini yapmadan, herhangi bir mikat sınırına dönerek yeniden ihrama girerlerse ceza düşer.
Hac İçin İhrama Ne Zaman Girilir ?
İhrama, “hac ayları” içinde girilir. Hac ayları, Şevval ve Zilkade ayları ile Zilhicce ayının ilk on günüdür. Bu aylar, hac menasikinin başladığı ve devam ettiği aylardır. Bazı islâm bilginleri mekruh olmakla birlikte hac ayları başlamadan önce de ihrama girilebileceğini söylemişlerdir. Ancak en uygunu ihrama hac ayları başladıktan sonra girmektir
İhram Yasakları
İhrama giren kimse için bazı iş ve davranışlar yasaktır. Bunlara “ihram yasakları” denir. Bu yasaklar ihrama girildiği andan, yani niyet ve telbiye anından itibaren başlar, ihramdan çıkıncaya kadar devam eder.
İhramlı kimsenin “ihram yasakları” na uyması vaciptir. Yasakları ihlal edenlere, yasağın çeşidine ve ihlal biçimine göre değişen cezalar gerekir.
İhramlı için yasak olan şeyler şunlardır:
Cinsel ilişkiye girmek veya sevişmek, öpüşmek, oynaşmak…. gibi cinsel ilişkiye götüren davranışlarda bulunmak. Şehevi duyguları tahrik edici şeyleri konuşmak.
Tırnak kesmek, saç sakal tıraşı olmak, vücudun herhangi bir yerindeki kılları koparmak veya kesmek, saç sakal ve bıyıkları yağlamak, boyamak, saçlara biryantin veya jöle sürmek, kadınlar oje ve ruj kullanmak, vücuda veya ihram örtüsüne koku sürmek ve parfüm kullanmak.
Elbise giymek, başı ve yüzü örtmek, eldiven, çorap, topuklu ayakkabı giymek. Kadınlar normal giysilerini çıkarmazlar. Ancak ihram süresince yüzlerini açık bulundururlar.
Harem denilen bölgenin (Mekke ve çevresinin) bitkilerini kesmek, koparmak. (Harem bölgesinin bitkilerini kesmek, koparmak ihramsız olanlar için de yasaktır.)
Başkalarına zarar vermek, kavga etmek, sövmek, kötü söz ve davranışlarda bulunmak.
İhramlı için şunlar yasak değildir:
İhramlının yıkanması, kokusuz sabun kullanması, diş fırçalaması, diş çektirmesi, kırılan tırnağı ve zarar veren bir kılı koparması, kan aldırması, iğne yaptırması, yara üzerine sargı sardırması, kol saati, yüzük ve bilezik takması, kemer kullanması, omuza çanta asması, yüzü ve başı örtmeden üzerine battaniye, pike ve benzeri şeyler alması, palto ve benzeri giysileri giymeksizin omuza alması yasak değildir.
İşte, usulüne göre ihrama giren hacı adayları, ihram yasaklarına riayet ederek, telbiye, tekbir, tehlil ve salavat-ı şerife söyleyerek, Mekke’ye ulaşırlar. Harem bölgesine ulaştıklarından dolayı dua ederler. İsteyenler Dua kitabındaki Mekke’ye Girişte Okunabilecek duayı okuyabilirler.
Evlere yerleşip dinlendikten sonra fazla vakit geçirmeden telbiye ve tekbir getirerek Harem-i Şerif’e giderler. Kabe’yi görünce telbiyeyi kesip tehlil ve tekbirlerle dua ederler. Daha sonra “Umre tavafı” nı yaparlar.
2. Tavaf
Tavaf Nedir?
“Tavaf”, Hacer-i Esved köşesinden veya hizasından başlayarak tavaf niyetiyle Kâbe’nin etrafında yedi defa dönmektir. Her bir dönüşe “Şavt” denir. Yedi şavt bir tavaf olur.
Tavafın yapılışı
Hacer-i Esved hizasına gelmeden:
“Allah’ım! Senin rızan için Umre tavafı yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle” diye niyet edilir.
Tavafa başlamadan önce erkekler “Iztıba” yaparlar. Böylece Hacer-i Esved’in hizasına doğru gidilir. Bu esnada tekbir, tehlil getirilmesi ve dua edilmesi uygun olur.
Hacer-i Esved’in hizasına varılınca eller, içleri Kâbe’ye doğru olacak şekilde namaza durur gibi omuz veya kulak hizasına kadar kaldırılıp “Bismillahi Allahu Ekber” denildikten sonra Hacer-i Esved “istilam” edilir. İstilam, elleri Hacer-i Esved’in üzerine koyup onu öpmek demektir. Ancak hac mevsiminde bu mümkün olmamaktadır. Bu sebeple Hacer-i Esved’e uzaktan elle işaret edilip sağ avucun içi öpülmekle yetinilir.
Hacer-i Esved’i istilam etmek sünnettir. Başkalarına eziyet etmek ise haramdır. Sünneti yerine getireceğim diye insanlara eziyet vermekten ve böylece haram işlemekten şiddetle sakınılmalıdır.
Bundan sonra Kâbe sola alınarak tavafa başlanır. Tavafa başlarken ve her şavtın başında:
“Allah, bütün eksikliklerden uzaktır. Hamd, Allah’a mahsustur. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah en büyüktür. Bütün güç ve kuvvet şanı yüce ve azamet sahibi Allah’a aittir.
Salat ve selam, efendimiz Muhammed aleyhi’s-selama olsun. Allah’ım! Sana iman ederek, Kitabını tasdik ederek, verdiğim sözü yerine getirerek ve Peygamberinin sünnetine uyarak bu ibadetimi yerine getiriyorum” diye dua edilmesi güzel olur.
Tavafın, Hatim’in dışından yapılması gerekir. Tavafın ilk üç şavtında mümkün olduğu sürece erkekler “Remel” yaparlar.
Tavaf esnasında dua edilir, tekbir ve tehlil getirilir. Kur’an okunabilir. Tavafta telbiye getirilmez. En uygunu herkesin içinden geldiği gibi ihlâsla ve samimiyetle dua etmesidir. Mutlaka bir takım Arapça duaların okunması şart değildir. İsteyenler Dua kitabında yer alan tavaf dualarını okuyabilirler.
Tavafın kesintisiz olarak yapılması sünnettir. Bu sebeple tavaf sırasında farz namaz için kamet getirilmesi, abdestin bozulması, ya da tavafı kesmeyi gerektiren başka bir mazeretin ortaya çıkması gibi durumların dışında tavafa ara verilmemelidir.
“Yemen” köşesine gelindiğinde, bu köşe de istilam edilir. Diğer köşeler istilam edilmez.
Yemen köşesi ile Hacer-i Esved köşesi arasında;
“Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver. Ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru. İyilerle birlikte cennete koy. Ey mutlak güç sahibi! Ey günahları çok bağışlayan! Ey alemlerin Rabbi! ” duasının okunması güzel olur.
Hacer-i Esved köşesine ya da hizasına varılınca ilk şavt tamamlanmış olur. Beklemeden tekrar istilam yapılarak ikinci şavta devam edilir. Diğer şavtlar da aynı şekilde yapılır. Yedinci şavtın sonunda Hacer-i Esved tekrar istilam edilerek tavaf bitirilir. Sonra Harem-i Şerif’in uygun bir yerinde iki rekat tavaf namazı kılınır. Tavaf namazının, kerahat vakti değilse tavafın hemen peşinden kılınması daha iyidir.
Tavaf namazından sonra dua edilir ve zemzem içilir. İsteyenler dua kitabında yer alan tavaf namazı duasını okuyabilirler. Ancak herkesin kendi dilinde içinden geldiği gibi dua etmesi daha güzeldir.
Sonra Hacer-i Esved tekrar istilam edilerek sa’y yapmak üzere Safa tepesine gidilir.
3. Sa’y
Sa’y Nedir ?
“Sa’y” kelimesi; koşmak, hızlı yürümek anlamına gelmektedir. Hac ve umrede Kâbe’nin doğu tarafındaki “Safa” tepesinden başlayarak “Merve” ye dört gidiş, Merve’den Safa’ya üç dönüş olmak üzere bu iki tepe arasındaki gidiş-gelişe denir. Safa’dan Merve’ye her bir gidişe ve Merve’den Safa’ya her bir dönüşe “şavt” denir. Safa ile Merve arasındaki yaklaşık 400 metre uzunluğundaki yürüme alanına “Mes’a” denir.
Sa’y yapmak vaciptir.
Sa’yin aslı, Hz. Hacer’in henüz kendisini emmekte olan oğlu Hz. İsmail için su ararken bu iki tepe arasında koşması hatırasına dayanmaktadır.
Sa’yin Yapılışı
Hacer-i Esved istilam edilerek Safa tepesine çıkılır.
“Allah’ım! Senin rızan için umre sa’yini yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle.” diye niyet edildikten sonra Kâbe’ye dönülerek tekbir, tehlil, salavat okunur ve içtenlikle dua edilir. Sonra Merve tepesine doğru yürünür.
Sa’y esnasında herkes içinden geldiği şekilde dua eder. İsteyenler dua kitabındaki sa’y dualarını okuyabilirler. Yeşil ışıklı direklerin arasında, erkekler koşar adımlarla yürürler. Buna “Hervele” denir. Yeşil direkler arasında her gidiş ve gelişte:
“Rabbim! Günahlarımızı bağışla. Bize merhamet et. Bize ikram et. Bizim bildiğimiz ve bilmediğimiz bütün kusurlarımızı biliyorsun, bunları affet. Çünkü Sen mutlak güç, kerem ve ihsan sahibi olansın.” diye dua edilmesi güzel olur.
Merve’ye varınca bir şavt tamamlanmış olur. Burada da yine Kâbe’ye yönelerek tekbir, tehlil ve salavat-ı şerife getirilip dua edilir. Sonra Merve’den Safa’ya doğru yürünür. Safa’ya varınca ikinci şavt tamamlanmış olur. Diğer şavtlar da aynı şekilde yapılır. Yedinci şavt tamamlandıktan sonra Merve’de Kâbe’ye karşı dönülerek dua edilir. İsteyen dua kitabında yer alan Sa’y bittikten sonra Merve’de okunabilecek duayı okuyabilirler. Fakat en güzeli, içe doğan duaların yapılmasıdır.
Bundan sonra tıraş olup ihramdan çıkılır.
4. Tıraş Olup İhramdan Çıkmak
İhramdan ancak saçlar tıraş edilmek suretiyle çıkılır.
Erkekler saçlarını dipten tıraş eder veya kısaltırlar. Kadınlar ise saçlarının ucundan bir miktar keserler. Kısaltmada saçların uçlarından alınacak miktar, parmak ucu uzunluğundan daha az olmaz. Tıraş olduktan sonra umre ihramından çıkılmış olur. Hac için tekrar ihrama girinceye kadar eşiyle cinsel ilişki dahil, bütün ihram yasakları kalkar.
İhramdan çıkma aşamasına gelmiş ihramlı kimseler, birbirlerini tıraş edebilirler. Bu aşamaya gelmedikçe ihramlılar bir başkasını tıraş edemezler.
Kıran ve ifrad haccına niyet edenler ihramlı kalmaya devam ederler. Bu aşamada kesinlikle ihramdan çıkamazlar.
Temettu haccına niyet etmiş olanlar böylece umrelerini bitirip ihramdan çıktıktan sonra, hac için ihrama girinceye kadar Mekke’de ihramsız olarak kalırlar. Bu günlerini mümkün mertebe iyi değerlendirmelidirler. Beş vakit namazlarını Harem-i Şerifte kılmaya ve fırsat buldukça bol bol nafile tavaf yapmaya özen göstermelidirler. Uzaktan gelenlerin nafile namaz kılmak yerine, nafile tavaf yapmaları daha uygundur. Tavaf ve namazın dışında Mescid-i Haram’da Kur’an-ı Kerim tilaveti, dua, zikir ve tesbihatla meşgul olurlar.
Hac için ihrama girinceye kadar böylece ibadetlere devam edilir. Zamanı gelince hac için ihrama girilip vakfe için Arafat’a çıkılır.
5. Hac İçin İhrama Giriş ve Arafat’a Çıkış
Temettu haccına niyet edip de umresini yapmış ve böylece Mekke’de kalmakta olan hacı adayları uygulamada, hac için ihrama genellikle Zilhicce’nin sekizinci günü (Terviye günü) girmektedirler.
Buna göre Zilhicce’nin sekizinci gününe gelindiğinde Mekke’deki evlerde, umre ihramında belirtildiği şekilde ön hazırlıklar yapılır. Kerahat vakti değilse, iki rekat ihram namazı kılınır. Sonra: “Allah’ım! Senin rızan için hac yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle.” diyerek niyet edilir. Arkasından telbiye getirilerek hac için ihrama girilir. Böylece tekrar ihram yasakları başlamış olur.
Hac için ihrama girildikten sonra, Arafat’a çıkmadan önce nafile bir tavafın (26) ardından haccın sa’yi yapılabilir. Haccın sa’yini bu şekilde önceden yapanlar artık “Ziyaret tavafı”ndan sonra sa’y yapmazlar. Fakat sünnete uygun olan, haccın sa’yinin Ziyaret tavafından sonra ve ihramsız olarak yapılmasıdır.
Bu şekilde ihrama girildikten ve arzu edildiği takdirde haccın sa’yi yapıldıktan sonra kafile ile birlikte Arafat’a hareket edilir.
İntikal esnasında telbiye, tekbir, tehlil, salavat getirilir ve bol bol dua edilir. Bu mübarek günlerin bereketinden olabildiğince yararlanılmaya çalışılır. Arafat’a varıp çadırlara yerleşilir. Hacı adayı bir süre istirahat ettikten sonra bütün varlığı ile Allah’a yönelip dua eder, telbiye, tekbir ve tehlil getirir, Kur’an okur, namaz kılar, günahlarına tevbe ederek göz yaşı döker, zikir ve tesbihle meşgul olur. Zeval, yani öğle vaktine kadar böylece ibadet etmeye devam eder.
6. Arafat’ta Öğle ve İkindi Namazlarının Birleştirilerek Kılınması
Öğle vaktine kadar çadırlarda ibadetle meşgul olunarak bu mübarek mekanın ve zamanın feyzinden ve bereketinden azami derecede istifade etmeye çalışan hacı adayı, öğleye doğru namaz için hazırlık yapar.
Öğle ezanı okunduktan sonra öğle ve ikindi namazları birleştirilerek kılınır. Buna “Cem-i takdim” denir. Öğle ve ikindi namazı birleştirilerek şöyle kılınır:
Ezan okunduktan sonra, önce öğlenin ilk sünneti kılınır. Sonra kamet getirilerek öğlenin farzı eda edilir. Selam verildikten sonra teşrik tekbiri getirilir. Arkasından tekrar kamet getirilerek ikindinin farzı kılınır. Selamdan sonra teşrik tekbiri getirilir. Böylece öğle ve ikindi namazı bir ezan ve iki kametle eda edilmiş olur.
Bu iki farz namazı arasında başka namaz kılmak mekruhtur. Bu sebeple öğlenin son sünnetiyle ikindinin sünneti kılınmaz.
Namazdan sonra Vakfe yapılır.
Öğle ve ikindi namazları cem-i takdim ile kılınırken seferî olanlar öğleyi de ikindiyi de ikişer rek’at olarak kılarlar.
7. Arafat Vakfesi
Vakfe Nedir?
“Vakfe”, durmak demektir. Arafat Vakfesi ise belirlenen zamanda hac için ihramlı olarak Arafat sınırları içinde bulunmaktır. Arafat vakfesi, haccın en önemli rüknüdür. Çünkü süresi içinde orada bulunamayanlar o sene hacca yetişememiş sayılırlar. Hz.Peygamber “Hac Arafattır” buyurmuştur.
Arafat, Mekke’nin 25 km. Güney doğusunda bulunan geniş bir alanın adıdır. Arafat vakfesi bu alanda yapılır. Bu geniş alanın sınırları levhalarla gösterilmiştir.
Arafat vakfesinin sahih olabilmesi için hac ihramına girmiş olmak ve belirlenen süre içinde Arafat’ta bulunmak gerekmektedir.
Arafat Vakfesinin Zamanı
Arafat vakfesinin zamanı, Zilhiccenin 9. günü, yani Arefe günü öğleyin Güneş’in tepe noktasına gelip Batı’ya meyletmeye başladığı andan (Zeval vaktinden) bayramın birinci günü fecr-i sadık dediğimiz tan yerinin ağarmaya başladığı ana kadarki süredir. Bu süre içinde her ne halde olursa olsun (uykuda, baygın, vakfenin farkında olsun, ya da olmasın) bir an orada bulunan kimse vakfe farzını yerine getirmiş olur. Uygulamada ise Arafat vakfesinin yapılışı aşağıda belirtildiği şekildedir.
Arafat Vakfesinin Yapılışı
Arafe günü Arafat’ta öğle ve ikindi namazları birleştirilerek kılındıktan sonra ayağa kalkılarak kıbleye karşı dönülür. Arafat duasının ayakta yapılması müstehaptır. Telbiye, tekbir, tehlil ve salavat getirilir. Tevbe, istiğfar ve dua edilir. Esas olan herkesin içinden geldiği gibi dua etmesidir. Ancak isteyenler Dua kitabındaki Arafat Vakfesi duasını okuyabilirler. Bir süre bu şekilde vakfe yapılıp bol bol dua edildikten sonra hacılar Arafat’tan ininceye kadar kalan süreyi yine ibadet, dua ve zikirle değerlendirmeye çalışırlar.
Arefe günü hac ihramıyla Arafat’ta bulunmak, bir müslüman için en büyük nasiplerden biridir. Çünkü, bu kutsal yerde ve bu mübarek zaman diliminde yapılan ibadetler geri çevrilmez. Bu itibarla müslüman Arafat’ta gönlünü her türlü dünyevi düşünce ve gailelerden arındırarak, bütün samimiyetiyle Allah’a yönelmeli, el açıp yalvarmalı, içine düştüğü günahları hatırlayıp göz yaşları içinde tevbe etmeli, af ve mağfiret dilemeli, kendisi, anne-babası, kardeşleri, çocukları, yakınları, milletinin fertleri ve tüm müslümanlar için içtenlikle dua etmelidir.
Arafat’ta içinde bulunulan zaman diliminin her dakikasının çok büyük kıymeti vardır. Bu değerli vakitleri faydasız konuşmalarla, lüzumsuz meşguliyetlerle ve pek gerekli olmayan eş-dost ziyaretleri ile geçirip heba etmemelidir. Hele hele başkalarına sıkıntı ve eziyet vermekten, kötü söz ve davranışlardan, haklı bile olsa bir takım gereksiz tartışmalardan şiddetle sakınmalıdır. Bilinmelidir ki, bu mübarek yerde sevaplar nasıl kat kat olursa, günahlar da öylece katlanır.
Güneş battıktan sonra Arafat’tan Müzdelife’ye intikal başlayacağından, akşama yakın gerekli şahsi hazırlıklar yapılır. Güneşin batmasıyla birlikte Arafat’tan Müzdelife’ye doğru hareket başlar. Kafileler belli bir plan dahilinde yola çıkarlar. Akşam namazı, Müzdelife’de yatsı vaktinde, yatsı namazıyla birleştirilerek (cem-i tehirle) kılınacağı için, kendi vaktinde kılınmaz. Yolda yine telbiye, tekbir, tehlil, salavat ve duaya devam edilir. Elden geldiğince bu kıymetli vakitler değerlendirilmeye çalışılır.
Müzdelife’ye varınca yatsı vaktinde, akşam ve yatsı namazı birleştirilerek kılınır.
8- Müzdelife’de Akşam ve Yatsı Namazları- nın Birleştirilerek Kılınması
Yatsı vakti girip ezan okunduktan sonra kamet getirilerek ilk önce akşam namazı kılınır. Selam verdikten sonra teşrik tekbiri getirilir. Sonra ezan okunmadan ve kamet getirilmeden yatsının farzı kılınır. Selamdan sonra yine teşrik tekbiri getirilir. Böylece iki vaktin farzı bir ezan ve bir kametle eda edilmiş olur. Buna “Cem-i tehir” denir. Bundan sonra yatsının son sünneti kılınabilir. Daha sonra vitir namazı kılınır.
Akşam ve yatsı namazları bu şekilde birleştirilerek kılındıktan sonra “vakfe” yapılacak zamana kadar ibadetle meşgul olunur. İhtiyaç varsa istirahat edilir. Şeytan taşlamada (cemaratta) atılacak taşlar toplanır. Bu taşların Müzdelife’den toplanması zorunlu değildir. Başka yerden de toplanabilir. Taşlar nohuttan büyük, fındıktan küçük olmalıdır. Taşların temiz olmama ihtimali varsa yıkanır.
9- Müzdelife Vakfesi
Müzdelife, Arafat ile Mina arasında ve Harem sınırları içinde kalan bir bölgenin adıdır. Müzdelife’nin sınırları levhalarla belirtilmiştir. Müzdelife’de vakfe yapmak haccın vaciplerindendir.
Müzdelife Vakfesinin Zamanı
Müzdelife vakfesi, bayram gecesi, gece yarısından itibaren güneşin doğuşuna kadarki süre içerisinde yapılır. Bu süre içinde her ne halde olursa olsun kısa bir an burada bulunan kimse vakfe görevini yerine getirmiş sayılır.
Ancak sünnete uygun olan, Müzdelife vakfesinin sabah namazından sonra yapılmasıdır. Şu kadar var ki, izdiham sebebiyle belirtildiği gibi gece yarısından sonra vakfe yapıp ayrılmakta bir sakınca yoktur.
Müzdelife Vakfesinin Yapılışı
Yukarıda belirtilen süre içerisinde, Arafat vakfesinde olduğu gibi, telbiye, tekbir, tehlil, salavat getirilir ve dua edilir. Asıl olan herkesin içinden geldiği gibi dua etmesidir. Ancak isteyenler Dua kitabındaki “Müzdelife Vakfesi Duası”nı okuyabilirler.
Müzdelife vakfesinden sonra Mina’ya hareket edilir. Kafileler belli bir plan çerçevesinde yola çıkarlar. Yol boyunca telbiye, tekbir ve tehlile devam edilerek Mina’da kalınacak çadırlara gelinir. İsteyenler burada bir müddet istirahat edip ihtiyaç giderirler. Daha sonra izdihamın olmadığı uygun bir zamanda Büyük Şeytanı (Akabe Cemresini) taşlamak üzere şeytan taşlama (cemarat) mahalline gidilir. Uygulamada Türk hacıları genellikle akşam namazından sonra taşlamaya götürülmektedir.
10- Şeytan Taşlamak (Remy-i Cimar)
Bayramın 1,2,3 ve 4 üncü günlerinde Mina’da bulunan ve “Büyük Şeytan-Akabe Cemresi”, “Orta Şeytan-Orta Cemre” ve “Küçük Şeytan-Küçük Cemre” diye adlandırılan üç taş kümesine usûlüne uygun olarak taş atmak haccın vaciplerindendir. Bayramın birinci günü Büyük Şeytana 7, ikinci, üçüncü ve dördüncü günlerinde ise her üç şeytana yedişerden 21′ er taş atılır. Taşlama küçükten büyüğe doğru yapılır. Ancak, Mina’da kalınmadığı takdirde dördüncü günü taş atılması gerekmez. Uygulamada bayramın dördüncü günü Mina’da kalınmadığı için bu gün taş atılmamaktadır.
Şeytan taşlama; kötülükleri, haksızlıkları, zulmü ve zorbalığı bir protesto anlamı taşır. Şeytan taşlayan hacı, bu hareketiyle şeytana, şeytanın yoluna uyanlara ve bütün kötülüklere karşı çıkışını sergilemiş ve kendisinin de bundan böyle asla şeytana uymayacağını ortaya koymuş olmaktadır.
Taşlamanın Yapılışı
Taşların atıldığı kümeye yaklaşarak, atılacak taş, sağ elin baş ve şehadet parmaklarının uçlarıyla tutulur. “Bismillah, Allahu ekber rağmen li’ş-şeytani ve hizbih” diyerek atılır. Taşların her biri ayrı ayrı atılmalıdır. Hepsi birden atılırsa tek taş atılmış sayılır. Taşlar, kümelerin üzerine veya kümeleri kuşatan havuzlara düşecek şekilde atılmalıdır.
Taşlamanın Zamanı ve Atılacak Taş Sayısı
a- Bayramın Birinci Günü
Bayramın birinci günü, Büyük Şeytana tarif edildiği şekilde “7″ taş atılır. Atılan ilk taşla birlikte telbiyeye son verilir. Birinci günkü taşlamanın zamanı gece yarısından itibaren başlar, bayramın ikinci günü tan yeri ağarıncaya kadar devam eder.
b- Bayramın İkinci Günü
Bayramın ikinci günü, küçüğünden başlanarak her üç şeytana 7′şerden toplam 21 taş atılır. İkinci günkü taşlama zeval vaktinde yani öğleyin güneşin tepe noktasına gelip batıya yönelmesiyle birlikte başlar, gece tan yeri ağarıncaya kadar devam eder.
c- Bayramın Üçüncü Günü
Bayramın üçüncü günü de ikinci günde olduğu gibi küçük şeytandan başlamak üzere her üç şeytana 7′şerden toplam 21 taş atılır. Üçüncü günde taşlamanın zamanı zeval vaktinden yani öğleyin güneşin tepe noktasına gelip batıya yönelmesiyle birlikte başlar, gece tan yeri ağarıncaya kadar devam eder.
d- Bayramın Dördüncü Günü
Bayramın dördüncü günü tan yeri ağarıncaya kadar Mina’dan ayrılmamış olanlar, tan yerinin ağarmasından itibaren güneş batıncaya kadar her üç şeytana “7″şerden toplam 21 taş daha atarlar. Tan yeri ağarmadan Mina’dan ayrılanların bu günün taşlarını atmaları gerekmez. Uygulama da böyledir.
Taşlamalarda, çok kalabalık olan gündüzün izdihamlı saatleri yerine, tenha olan gece saatleri, ya da akşam saatleri tercih edilmelidir.
Küçük ve orta şeytanlara taş atıldıktan sonra, mümkünse bir kenara çekilip dua edilir. Büyük şeytana taş atıldıktan sonra beklenmez, orası hemen terk edilir.
Taşlamada Vekâlet ve Atılamayan Taşların Kazası
Gücü yetenlerin taşları bizzat kendilerinin atmaları gerekir. Vekalet vererek başkasına attıramazlar. Hastalık, yaşlılık ve sakatlık gibi mazeretlerle taşları bizzat kendisi atamayacak durumda olanlar, vekâlet vererek taşları bir başkasına attırırlar.
Vaktinde atılamayan taşların, bayramın dördüncü günü güneş batıncaya kadar atılması vaciptir. Atılmadığı takdirde ceza gerekir.
11- Hac Kurbanı (Şükür Hedyi)
Temettu ve Kıran haccı yapanların, hac kurbanı (şükür hedyi) kesmeleri vaciptir. Her ne kadar sünnete uygun olan, hac kurbanının, büyük şeytana taş attıktan sonra kesilmesi ise de, taş atmadan önce de kesilmesi mümkündür. Hac kurbanı, Harem Bölgesi sınırları içerisinde, bayramın birinci günü tan yerinin ağarmaya başlamasından itibaren kesilir.
Hac kurbanının etinden sahibi dahil herkes yiyebilir.
Temettu ve Kıran haccı yapanlar, Kurban kesme imkânı bulamazlarsa bunun yerine on gün oruç tutarlar. Bu on gün orucun üç günü, hacdan önce ve hac ihramına girdikten sonra (Mekke’de) tutulur. En uygunu 7, 8 ve 9. Zilhicce günlerinde tutulmasıdır. Geri kalan yedi gün ise, bayramın dördüncü gününden sonra olmak üzere, hacdan sonra tutulur. Bu yedi günün memlekete döndükten sonra tutulması daha uygundur. Bunların peşpeşe tutulması şart değildir.
Hacılar, Kurban Bayramında şartlarını taşıyan her müslümanın kesmekte olduğu kurbanı (Udhiyyeyi) kesmek zorunda değillerdir. Fakat sevap kazanmak için nafile olarak kesebilirler. Nafile olarak bu kurbanı kesmek istedikleri takdirde vekâlet vererek memleketlerinde kestirmeleri daha uygun olur.
12- Tıraş Olup İhramdan Çıkma
Bayramın birinci günü Büyük şeytana taş atılıp kurban kesildikten sonra tıraş olup ihramdan çıkılır. Her ne kadar sünnete uygun olan, önce Büyük Şeytana taş atmak, sonra kurban kesmek, daha sonra da tıraş olup ihramdan çıkmak ise de, taş atmadan, ya da kurban kesmeden önce de tıraş olup ihramdan çıkmak mümkündür.
Umre ihramından çıkış konusunda da anlatıldığı gibi, ihramdan çıkmak için erkekler saçlarını dipten tıraş eder veya kısaltırlar. Kadınlar ise saçlarının ucundan bir miktar keserler. Böylece hac ihramından çıkışın birinci aşaması gerçekleşmiş olur. Buna “ilk tehallül” denir.
Bu aşamada eşiyle cinsel ilişki dışında bütün ihram yasakları kalkar. Cinsel ilişki konusundaki yasak ise, ancak Ziyaret tavafından sonra kalkar.
13- Ziyaret Tavafı
Ziyaret tavafı, haccın farzlarındandır. Haccın iki rüknünden birisidir. Buna “İfada tavafı” da denir
Ziyaret Tavafının Vakti
Ziyaret tavafının vakti, bayramın ilk günü gece yarısından itibaren başlar, ömrün sonuna kadar devam eder. Uygulamada ziyaret tavafı, tıraş olup ihramdan çıktıktan sonra yapılmaktadır.
Ziyaret tavafının, bayramın ilk üç gününde yapılması usûle uygun ise de, daha sonraki günlerde de yapılabilir
Ziyaret Tavafının Yapılışı
Önce, “Allah’ım! Senin rızan için ziyaret tavafı yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle” diyerek niyet edilir. Daha sonra Hacer-i Esved hizasına gelerek “Tavafın Yapılışı” konusunda anlatıldığı gibi tavafa başlanır ve yedi şavtla tavaf tamamlanır. Tavaf tamamlandıktan sonra belirtildiği şekilde tavaf namazı kılınır. Böylece haccın ikinci rüknü de tamamlanmış olur. Ziyaret tavafının tamamlanmasıyla hac ihramından çıkışın ikinci aşaması da gerçekleşmiş olur. Buna “ikinci tehallül” denir. Böylece eşiyle cinsel ilişki yasağı da ortadan kalkmış olur.
Ziyaret tavafının, tıraş olup ihramdan çıktıktan sonra yapılması sünnete daha uygundur.
Özel hallerinde bulunan kadınlar, ziyaret tavafını bu halleri sona erinceye kadar ertelerler.
Arafat’a çıkmadan önce haccın sa’yini yapmamış olanlar, ziyaret tavafından sonra bu sa’yi yaparlar.
14- Haccın Sa’yi
Sa’y yapmak, haccın vaciplerindendir.
Arafat’a çıkmadan önce haccın sa’yini yapmamış olanlar ziyaret tavafının ardından, “Allah’ım, Senin rızan için hac sa’yini yapmak istiyorum, bunu kolaylaştır ve kabul eyle” diye niyet ederek daha önce “Sa’y” konusunda belirtildiği şekilde hac sa’yini yaparlar.
Hac sa’yinin, tıraş olup ihramdan çıktıktan sonra yapılması sünnete daha uygundur.
Bundan sonra hacı, Mekke’de kaldığı süre içinde beş vakit namazı Harem-i Şerif’te kılmaya özen gösterir. Bol bol nafile tavaf yapar. Mekke’den ayrılacağı sırada da “Veda Tavafı” yapar.
15- Veda Tavafı
Hacca uzaklardan yani Mikat sınırları dışından gelmiş olanların (Afakilerin) Mekke’den ayrılmadan “Veda Tavafı” yapmaları vaciptir. Bu, hacıların hacla ilgili olarak yapacakları son görevdir (nüsüktür). Buna “Sader Tavafı” da denir.
Veda Tavafı, “Allah’ım! Senin rızan için Veda tavafı yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle” diye niyet edilerek tıpkı diğer tavaflar gibi yapılır. Tavafın arkasından, tavaf namazı da kılındıktan sonra çokça dua edilir, af ve mağfiret dilenir. Göz yaşı dökülür. İsteyen Dua kitabındaki veda tavafından sonra okunacak duayı okuyabilir.
Nihayet ayrılığın üzüntüsü içinde göz yaşlarıyla Kâbe’ye ve Mescid-i Harama veda edilir.
Ziyaret tavafından sonra herhangi bir nafile tavaf yapılıp veda tavafı yapılmadan Mekke’den ayrılma durumunda kalınmışsa, yapılan bu nafile tavaf, veda tavafı sayılır.
Özel hallerinde bulunan kadınlar, bu durumları sona ermeden Mekke’den ayrılmak zorunda kalırlarsa, veda tavafı yapmazlar, bundan dolayı bir ceza da gerekmez.
Zilhiccenin 8. günü kuşluk vakti bulunduğunuz yerden hac için ihrama giriniz. Eğer imkânınız olursa ihram elbisesini gusül abdesti alarak giyiniz. Sonra da “Lebbeyke hacca. Lebbeyke Allahumme lebbeyk. Lebbeyke lâ şeriyke leke lebbeyk. İnne’l-Hamde ve’n-Ni’mete leke ve’l-Mülke lâ şeriyke lek” diye telbiye getiriniz.
Arafat’a ulaştığınızda öğle ve ikindi namazlarını iki rekât olarak cemi takdim ile (öğle namazı vaktinde) kılıp güneş batıncaya kadar da burada kalınız. Bu arada kıbleye yönelerek çokça dua ve zikir yapınız.
Güneş battıktan sonra Arafat’tan Müzdelife’ye doğru hareket ediniz. Akşam ile yatsı namazını cem-i tehir ile yatsı namazı vaktinde ve sabah namazını Müzdelife’de kılıp güneşin doğmasına yakın bir vakte kadar burada dua ve zikir yapınız.
Güneşin doğuşu yaklaştığında Müzdelife’den Mina’ya doğru hareket ediniz. Mina’ya geldiğinizde şu işlemi yapınız; Mekke’ye en yakın olan Akabe cemresine, peşi sıra olmak ve her atışta tekbir getirmek şartı ile yedi taş atınız. Şeytan taşlama vakit olarak izdihamlı vakitler bayramın birinci günü sabah namazından – öğle namazına kadar.
Türkiye de Toplanan Paralar İslam bankasına gönderilmektedir. En sağlıklı kurban kesimi İslam bankası ile yapılan kesimdir.
En Güzel Traş olmayı Peygamberimiz; “Allah Saçlarını Ustura ile kesenlere Rahmet Eylesin, Rahmet Eylesin, Rahmet Eylesin diye dua ediyor. Dördüncü defa kısaltarak traş olanlara da dua ediyor. Hanımlar Saçların ucundan parmak boğumu kadar keserek ihramdan çıkarlar. Bu üç işlem; taş atma, kurban kesme ve tıraş olma sırasına göre yapıldıktan sonra cinsel ilişki hariç tüm ihram yasakları üzerinizden kalkar. Böylece birinci ihramdan çıkarak normal elbiselerinizi giyebilirsiniz.
Mekke’ye gidip hac tavafı ve Safa ile Merve arasında hac sa’yini eda ediniz. Böylece ikinci ihramdan da çıkmış olursunuz ve cinsel ilişki de dâhil olmak üzere tüm ihram yasakları üzerinizden kalkar.
İki rekât namaz kıldıktan sonra Safa tepesine çıkınız. Safa’dan başlayıp Merve’de sona eren ve yedi şavttan oluşan sa’yi yapınız.
Zilhiccenin 11. ve 12. günleri zeval vaktinden sonra Mekke’ye en uzak olan birinci cemreden başlayıp daha sonra orta cemre ve Akabe cemresini taşlayınız. Her taş atışta tekbir getirerek bu üç cemreye peşi sıra yedişer taş atınız. Birinci ve orta cemreden sonra kıbleye yönelerek dua ediniz. Cemreleri zilhiccenin 11. ve 12. günleri zeval vaktinden önce taşlamak caiz değildir. İkinci ve üçüncü günler öğle namazından ikindi namazına kadardır. İzdihamlı olduğundan dolayı bu vakitlerde şeytan taşlamaya gidilmesi tavsiye etmiyoruz. Taşlama günlerinde Din görevlisi ve şirket görevlisi talimatlarına mutlaka uyunuz.
Hacdan Sonra Mekke’den ayrılırken Kâbe’yi tavaf ediniz. Hayız ve nifaslı olan kadınların veda tavafı yapması gerekmez. Farz tavaftan sonra yaptığınız en son nafile tavaf veda tavafı yerine geçer.
Not: Bayramın Üçüncü günü Mescidi Haram çok kalabalık olacağı için farz ve veda tavafını bir gün önceden yapınız.
“Şüphesiz, Safa ile Merve Allah’ın sembollerindendir. Onun için her kim Hac veya Umre niyetiyle Ka’be’yi ziyaret ederse, tavafı bunlarla yapmasında ona bir günah yoktur. Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah, mükafatını veren ve her şeyi bilendir.” (Bakara 158) “Onlar sana hilalleri soruyorlar. De ki: “Onlar, insanlar için ve hac için vakit ölçüleridir. Erginlik, evlere arkalarından gelmenizle değildir, gerçek eren, korunanlardır. Evlere kapılarından gelin ve Allah’tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.” (Bakara 189) “Haccı ve umreyi de Allah için tamam yapın. Eğer kısıtlanırsanız o vakit kolayınıza gelen kurbanı gönderin. Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden hasta olana veya başında bir rahatsızlığı bulunana tıraş için oruç, sadaka veya kurbandan ibaret bir fidye gerekir. Kısıtlılıktan kurtulduğunuzda her kim hacca kadar umre ile sevap kazanmak isterse ona da kurbanın kolay geleni gerekir. Bunu bulamayana ise üç gün hacda yedi gün de döndükten sonra, toplam on gün oruç tutmak gerekir. Bu hüküm Mescid-i Haram’da ikamet etmeyenler içindir. Allah’tan korkun ve bilin ki, Allah’ın cezası gerçekten çok çetindir.” (Bakara 196) “Hac vakti, bilinen aylardır. Kim bu aylarda hacca başlarsa, artık hac sırasında ne kadına yaklaşma, ne günah işleme, ne de kavga vardır. Hayra dair ne işlerseniz Allah onu bilir. Azık hazırlayın ve bana her türlü fenalıktan korunarak gelin. Çünkü en hayırlı azık takvadır, ey beyni olanlar!” (Bakara 197) “Hac mevsiminde Rabbinizden rızık isteyerek ticaret yapmanız size günah değildir. Arafattan sel gibi taşarak döndüğünüzde Meş’ari’l-Haram yanında, Allah’ı zikredin. O’nu, size doğrusunu öğrettiği gibi zikredin. Doğrusu siz, bundan önce gerçekten yolunu şaşırmışlardan idiniz.” (Bakara 198) “Nihayet hac ibadetlerinizi bitirdiğinizde, bir zamanlar atalarınızı andığınız gibi hatta daha coşkulu bir anışla Allah’ı anın. Çünkü insanların bir takımı: “Rabbimiz, bize dünyada ver!” der. Ona ahirette bir kısmet yoktur.” (Bakara 200) “Bir de Allah ve Peygamberinden Hacc-ı Ekber gününde insanlara bir bildirdir ki, Allah da Peygamberi de müşriklerden kesinlikle uzaktır. Hemen tevbe ederseniz, hakkınızda hayırlı olur. Eğer aldırmazsanız, bilin ki, Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz. Allah’ı ve Peygamberi tanımayanlara acı bir azabı müjdele!” (Tevbe 3) “Yoksa siz, hacılara su temin etmeyi ve Mescid-i Haram’da umreciliği, Allah’a ve ahiret gününe inanıp da Allah yolunda cihad edenin işi gibi mi tuttunuz? Bunlar, Allah katında eşit olmazlar. Allah, zalimler güruhunu doğru yola iletmez.” (Tevbe 19) “Bütün insanlar içinde haccı ilan et ki, gerek yaya olarak ve gerek uzak yoldan gelen incelmiş develer üzerinde sana gelsinler.” (Hacc 27) Hac Hadisleri
“Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü, dedim, cihâdı amellerin en faziletlisi görüyoruz, biz de cihâd etmiyelim mi?” Şu cevabı verdi: “Ancak, cihâdın en efdal ve en güzeli hacc-ı mebrürdur. Sonra şehirde kalmaktır.” Hz. Aişe der ki: “Bunu işittikten sonra haccı hiç bırakmadım.” Buhârî, Hacc 4, Cezâu’s-Sayd 26, Cihâd 1; Nesâî, Hacc 4,
Sehl İbnu Sa’d (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Telbiyede bulunan hiç bir Müslüman yoktur ki, onun sağında ve solunda bulunan taş, ağaç, sert toprak onunla birlikte telbiyede bulunmasın, bu iştirak (sağ ve solunu göstererek) şu ve şu istikâmette arzın son hududuna kadar devam eder.” Tirmizî, Hacc 14,
Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü, dedim, cihâdı amellerin en faziletlisi görüyoruz, biz de cihâd etmiyelim mi?” Şu cevabı verdi: “Ancak, cihâdın en efdal ve en güzeli hacc-ı mebrürdur. Sonra şehirde kalmaktır.” Hz. Aişe der ki: “Bunu işittikten sonra haccı hiç bırakmadım.” Buhârî, Hacc 4, Cezâu’s-Sayd 26, Cihâd 1; Nesâî, Hacc 4,
Sehl İbnu Sa’d (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Telbiyede bulunan hiç bir Müslüman yoktur ki, onun sağında ve solunda bulunan taş, ağaç, sert toprak onunla birlikte telbiyede bulunmasın, bu iştirak (sağ ve solunu göstererek) şu ve şu istikâmette arzın son hududuna kadar devam eder.” Tirmizî, Hacc 14,
İbnu Abbâs (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Haccla umrenin arasını birleştirin. Zîra bunlar günhı, tıpkı körüğün demirdeki pislikleri temizlemesi gibi temizler.” Nesâî, Menâsik 6, İbnu Mâce, Menâsik 3,
Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir umre, diğer umreye arada işlenenler için kefarettir. Hacc-ı Mebrûr’un karşılığı cennetten başka bir şey olamaz!” Buharî, Umre 1; Müslim, Hacc 437, Tirmizî,Hacc 90, Nesâî, Menâsik 3, İbnu Mâce, Menâsik 3, Muvatta, Hacc 65,
Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalatu vesselâm) buyurdular ki: “Kim, hacc veya umre için Mescid-i Aksa’dan Mescid-i Haram’a (kadar) ihrâma girerse, geçmiş ve gelecek bütün günahları affedilir veya cennet kendisine vâzcib olur.” Ebu Dâvud, Menâsik 9, İbnu Mâce, Menâsik 49,
İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a: “Gerçek hacı kimdir?” diye soruldu da şu cevabı verdi: “Saçını düzenleyip yıkamayı ve koku sürünmeyi çoktan terketmiş kimsedir. . ” Kendisine tekrar: “Hangi hacc efdaldir?” diye sorulunca: “Yüksek sesle telbiye getirilen ve kurban kesilen” dedi. “(Haccla ilgili âyette geçen) sebil nedir?” diye soruldu. “Zâd (nafaka) ve râhile (binek)dir” cevabını verdi.” Tirmizî, Tefsir, Âl-i İmrân, İbnu
Mâce, Menâsik 6,
İbnu Abbâs (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Haccla umrenin arasını birleştirin. Zîra bunlar günhı, tıpkı körüğün demirdeki pislikleri temizlemesi gibi temizler.” Nesâî, Menâsik 6, İbnu Mâce, Menâsik 3,
Hac ve Kurban sadece ALLAH için
Nurettin HAYIRLI
İslam’ın üzerine kurulduğu beş temel esaslardan biri olan Hac, sıhhati ve maddi durumu yerinde olan Müslümanlar için ömründe bir defa olmak üzere farzdır. Ancak, insanin ömründe yalnızca bir defa farz olması, bir defadan fazla hac yapılamayacağı anlamına gelmemelidir. Maddi durumun yerinde olmasının ölçüsü konusunda kısmen ihtilaf varsa da, genelde bunun ölçüsü bir kimsenin nisab miktarına varan mali ile birlikte, Hacca gidip gelecek kadar mali olması ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin nafakasını temin etmiş olması gerekir.
Nafaka genel olarak, insanin asli ihtiyaçlarına verilen genel addır. Bunda da en çok, özellikle yiyecek ve giyecek akla gelir. İçinde barınılabilecek bir mesken de nafaka içerisinde yer alır.
İslam alimlerinin çoğunluğu tarafından kabul gören nisab miktarı ise 90 gram altındır. Bazı alimlere göre bu miktar biraz daha fazla veya biraz daha azdır. Bir kimse maddi olarak bu şartları haiz ise maddi olarak Hac üzerine farz olur. Bununla birlikte sağlık durumu da Hac için önemli bir şarttır. Hacca gidip gelmeye ve haccın meşakkatlerine katlanabilecek derecede sıhhatli olmak gerekiyor.
Haccın bir diğer önemli şartlarından biri de, yol güvenliği ile birlikte can ve mal güvenliğinin sağlanmış olması gerekmektedir. İslam’ın beş temel esasları ayni zamanda ibadetlerin de özünü teşkil eder. Kelime-i Şehadet, Namaz, Zekat, Hac ve Oruç olan Îslam’ın üzerine kurulu olduğu bu beş temel esas, Müslümanların üzerinde hiç bir zaman ihtilafı olmayan esaslardır. Hiç bir müslümanın bu esasları reddetme hakki yoktur. Ancak bu ibadetlerin yerine getirilmesi ile ilgili bazı ihtilaflar varsa da genelde ve özde bütün Müslümanlar bu konularda müttefîktirler. Müslüman, bağlı bulunduğu Îslam dininin bir mensubu olarak bütün varlıkları yoktan var eden yüce yaratıcı Allah Teali’nin emirlerini yerine getirmekle yükümlüdür.
İbadet, insanların yüce yaratıcı karsısındaki acziyetini kabulünün bir ifadesidir. İbadetlerde genelde bir hikmet aransa da en önemlisi bu hikmetin Cenabı Hakk’ın emri olmasıdır. Dolayısıyla Mekke-i Mükerreme’de bulunan Beytullah’ın sınırlandırılmış vaki içinde ziyaret edilmesinde pek çok hikmetle bulunmakla birlikte asil gaye bu hikmetleri mazhar olmak değildir Ancak Haccın hikmetleri’ni Hacca giden bütün Müslümanlar doya doya tesbit edebilmektedirler.
Hac bir turistik seyahat değildir. Seyahat olmakla birlikte ibadet maksadıyla, Allah’ın emrini yerine getirmek amacıyla yapılan bir seferdir. Elbette ki Cenab-ı Allah bunun karşılığını kullarına ihsan edecektir. Bütün dünyada gelen milyonlarca Müslüman Hac’da, aralarında hiç bir irk, renk ve bölge farkı olmadan tek bir varlığa karsı olan görevleri ifa eden Müslümanlar böylece ümmet kardeşliğinin ne demek olduğunu da tesbit edebilmektedir.
Hac’da giyilen ihram her tür kesimde Müslümancın aralarında hiç bir farkın olmadığını simgelemektedir. İdarecisinden, idare edilenine, kralından en sıradan insanına kadar bütün Müslümanlar ayni şekilde davranmak zorundadırlar. Îslam’ın ibadette anladığı ve insanlara anlatmak istediği budur zaten. Milyonlarca insanin dünyanın dört bir bucağında bir araya gelerek ayni duygularla Allah’a ibadet etmeleri de bunun göstergesidir.
Bütün insanlar eşit derecede ibadet edebilme hakkına sahiptir. Hiç kimsenin ibadeti, hiç bir kimseye yüklenemez. Hac’da bütün dünya Müslümanlarının kalbileri tek yöne doğru atar. Alemlerin Rabbi olan Allah’a doğrudur, bu atış. Hac ile Kurban neredeyse iç içe girmiş bir ibadetler bütünüdür. Kurban kesmenin vaktiyle ard arda yapılması bu iki ibadetin önemini de ortaya koymaktadır. Kurban’ın sünnet ve vacib bir ibadet olduğu konusunda ihtilaflar var ise de Kurban kesme konusunda bütün Müslümanlar müttefiktirler.
Kurban kesmenin vakti Zilhicce ayinin 10 ve 12. günleri arasındaki günlerdir. Kurban’ın ille de mukaddes beldelerde kesilmesi diye bir şart yoktur. Kurban’ın kesilmesi için vekalet verilebilir.
Kurban Allah için kesilir. Et yemek için kesilmez. Kurban etinin ihtiyaç sahiplerine tasadduk edilmesi tercih edilir. Ayeti kerimede, “Kurbanlarımızın ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşmaz. Fakat sizin takvanız Allah’a ulaşır” buyrulmustur.
Buradaki anlam Kurban’ın hikmetlerini ortaya koymaktadır. Bir hayvanin kanının akıtılmasından öte, Kurban kesmekteki takva ve niyet ile amaç önemlidir. Kurban bu takva ile kesilir. Cenab-ı Allah’ın insanların ibadetine ihtiyacı yoktur. Aksine, insanların Cenab-ı Allah’a ibadet etmeleri zaruridir. Yukarıdaki ayeti kerimede belirtildiği gibi, akan kanlar ve elde edilen etler Allah’a ulaşmayacağına göre ona ulaşacak olan Müslümanların niyetleri ve takvalarıdır.
Kurban, Allah’ın emrinin yerine getirilmesidir. Malin, Allah emretti diye helak edilebileceğini, harcanabileceğini göstermesi bakımından Kurban önemli bir göstergedir. Bunun içindir ki, Allah Kurban’ın sevabını kendisi tesbit edecektir.
“Hali vakti yerinde olup da Kurban kesmeyen bizim mescidimize gelmesin” seklinde rivayet olunan bir hadisle Kurban’ın önemi anlatılmak isteniyor. Bu Hadisin açık anlamı sudur: Eğer bir Müslüman Kurban kesmekten imtina ederse, onun Müslümanlığında şüphe vardır. Kurban ve Hac ibadetlerinin yerlerine getirilmesi sırasında gösterilecek olan sebat ve takva beraberinde pek çok sevabı da getirmektedir.
“Müslümancın Müslüman gülümsemesi bir sadakadır” mealindeki hadisi şerifi göz önünde bulundurursak, Hac esnasında karsılaştığımız binlerce Müslümanlı selamlaşmak, onlarla tanışmak ve gülümsemek, sevap torbamızın dolmasını temin edecektir.
Kurbanlarımızı ihtiyaç sahibi Müslümanlara tasadduk etmekte, bu hadisi şerifin ifade etmek istediği sevaptan yararlanmamıza vesile olacaktır.
Kefren piramitinin taban kenarlarının uzunluğu 216 metre, yüksekliği 143 metredir.
Mikorinos adına yapılan 66 metre uzunluğundaki piramitin taban kenarlarının uzunluğu 109 metredir. Tarihçi Heredot’a göre, ağır granit blokları, piramitin üst bölümlerine çıkarmak için 925 metre boyunda 19 metre genişlikte bir rampa yapılmıştır. Sadece bu rampanın yapılması bile 10 yıl sürmüştür. Bu muazzam eser üç ayda bir toplanan, 100.000 esirin çalışmasıyla 30 yılda tamamlanmıştır. Daha sonra Keops ve eşinin mumyalanmış cesetleri bu mezara yerleştirilmiştir. Kefren’in gizemli bir şekilde tasvir edildiği Kefren başlı ve aslan gövdeli Sfensk, bir zamanlar piramitleri Nil’e bağlayan kutsal geçitin tabanına oturtulmuştur. 73 metre genişliğinde ve 20 metre uzunluğunda bir anıttır. Mısır dilinde Sfensk, “yaşayan görüntü” anlamına gelmektedir.
Kudüs, surlarla çevrili eski şehirden ve sur dışında yer alan bitişik mahallelerden oluşmaktadır. Surlar 12 metre yüksekliğinde, 4 kilometre uzunluğundadır. Sur içinde yaşayanların büyük çoğunluğu Müslüman, bir kısmı Yahudi, küçük bir kısmı da Hıristiyan’dır. Sokaklar dar ve dolambaçlıdır. Evler hep beyaz taştan inşa edilmiş, beton yapılar buraya girememiştir. Müslümanlar, bu kutsal şehre ”Kudüs” veya ”Beytül Makdis” derler. İbraniler şimdi ” Jaruselam” ”Daru-s Selam”diyorlar ” Barış Şehri” anlamında. Beş bin yıldır insanların yaşadığı Kudüs, her kenarı yaklaşık bir kilometre uzunluğunda surlarla çevrili bir dikdörtgen biçiminde. Şehrin en göze çarpan yapısı Kanuni Sultan Süleyman’ın 1538-40 yılları arasında Haçlılar dönemine ait sur kalıntılarını üstüne yaptırdığı eski Kudüs surlarıdır. Kudüs’e ilk yerleşenler, Arapların ilk ataları olan Amalika kavmidir. Kudüs, Kenanilerin bir kolu olan Yebusilerce kuruldu. Bölge o zamanlar ”Kenan Diyarı” olarak bilinirdi. Hz. İbrahim, milattan önce 2000 yılında Kudüs’e uğradı. İsrailoğulları Firavun’un zulmünden kurtularak Hz. Musa’nın önderliğinde ”Arz-ı Mevud” denilen Vadedilmiş Topraklara doğru büyük bir göç başlattılar. Milattan önce 11. yüzyılın sonlarında ilk devleti kurdular. İlk kral ve komutan Kuran diliyle Talut oldu. Talut’tan sonra İsrailoğullarının başına Hz. Davut geçti. Hz. Davut, Kudüs’ü de alarak devletin başkenti yaptı. Hz. Davut, Mescidi Aksa’nın ilk temelini attı. Yerine geçen oğlu Hz. Süleyman, Mescidi Aksa’nın inşaatını tamamladı. Kudüs tarih boyunca; Babillilerin, Pers İmparatorluğunun, Büyük İskender’in, Romalıların, Sasanilerin, Bizanslıların hakimiyeti altında yaşadı. Kudüs, 624 tarihine kadar Müslümanların kıblesi olarak kalmıştır. 620′de Peygamberimizin(s) Mirac’a çıkmasıyla Mescidi Aksa ve dolayısıyla Kudüs, İslam tarihinde önemli bir yer oldu. Peygamberimizden(S) sonra Hz. Ebubekir, Amr b. As’ı, sonra da Halid b. Velid’i Filistin’in fethi için görevlendirdi. Hz. Ömer zamanında Müslümanlar Kudüs’ü kuşattı ve barış yolu ile şehir fethedilmiş oldu. Hz. Ömer, sahabilerin ileri gelenlerinden Muaz b. Cebel ve Ubade b. Samit’i halka, İslamiyeti öğretmeleri için Kudüs’e tayin etti. Ubade, Kudüs’ün ilk kadısı oldu. Emevi Halifelerinden Abdülmelik b. Mervan, Peygamberimizin(s) Mirac’a çıkarken üzerine bastığı Sahra’nın (büyük kaya parçası) üzerine tek kubbeden meydana gelen Kubbetu-s Sahra’yı yaptırdı. Kudüs’ü Haçlıların ele geçirmesinden sonra Suriye’de hakim olan Selahaddin-i Eyyubi, Hittin savaşında Hıristiyanları mağlup ederek Kudüs’ü tekrar Müslümanların hakimiyetine geçirdi. 1917′de Kudüs, Fransız- İngiliz kuvvetleri tarafından işgal edildi ve daha sonra İngilizlerin himayesi altında Filistin’in başşehri oldu. Doğu Avrupa ülkelerinden göçlerle gelen Yahudiler yüzünden şehrin nüfus yapısı Müslümanların aleyhine değişti. Kudüs, 1947′de BM Kurulu tarafından uluslararası statüye kavuşturuldu. Bu karara Yahudiler sevinirken Müslümanlar karşı çıktı ve bu yüzden şiddetli çarpışmalar meydana geldi. 14 Mayıs 1948′de İngilizler koruma rejimine son verdi. Aynı gün ilan edilen İsrail Devleti, yeni Kudüs’ü kapsarken; Mavera-i Ürdün ve Filistin’in geri kalan bölümlerini eski Kudüs ile birlikte 28 Mayıs 1948′de işgal etti. 1967 ” Altı Gün Savaşları” sonucunda Kudüs’ün Ürdün kesimi ise İsrail tarafından işgal edildi. Bu fiili ilhak, İsrail Parlamentosunun 30 Temmuz 1980 ‘de ” Birleşik Kudüs’ü İsrail’in ebedi başkenti” ilan eden bir temel yasayı benimsemesiyle onaylandı.
Mescidi Aksa, dünya üzerinde insan eli ile inşa edilen ikinci mescittir. İlk mescidin, Mescidi Haram olduğu zaten ayetle sabittir. Mescidi Aksa’nın, ikinci mescit oluşunu Peygamberimiz(s) bildirmektedir. Ebu Zer el-Gıfari sorar” Ya Rasulallah! Yeryüzünde ilk mescit hangisidir?” Peygamberimiz(s) ”Yeryüzünde ilk mescit Mescidi Haram, ikincisi ise Mescidi Aksa’dır. Aralarında 40 yıl vardır.” buyurmuştur. ( Buhari) Mescidi Aksa, Mekke’deki Haremi Şerif ve Medine’deki Mescidi Nebevi’den sonra üçüncü mukaddes mescittir. Bu mukaddes mekanları Peygamberimiz(s) şöyle ifade etmiştir: ” Sadece üç mescit için özel olarak yolculuğa çıkılır: Mescidi Haram, benim Mescidim ve Mescidi Aksa.” Mescidi Aksa, insanlığın ilk kıblesidir. Nuh Tufanından önce ve sonra müminlerin ibadet ederken yöneldikleri kıbledir. Hicretin ikinci yılına kadar Müslümanların da kıblesiydi. ”Artık yönünü Mescidi Haram’a çevir. ” (Bakara.144) ayeti inince Peygamberimiz(s), namazlarında bundan sonra yönünü Mescidi Aksa’dan Mescidi Haram’a çevirdi. İslam tarihinde Mescidi Aksa’yı asıl öne çıkaran ve onu mukaddes kılan; Peygamberimizin(s) Mirac’a buradan yükselmesidir. Hicretten bir buçuk sene önce Allah’ın özel daveti üzerine Peygamberimiz(s), Cebrail’in (a.s) rehberliğinde bir Cennet bineği olan Burak’a binerek Mekke’deki Mescidi Haram’dan Kudüs’teki Mescidi Aksa’ya gelmiştir. Burada bütün peygamberlerle görüşmüş, onlara imam olarak iki rekat namaz kıldırmıştır. Bir hutbe okumuş ve ondan sonra göklere, ilahi huzura kadar yükselmiştir. Mirac hadisesi Kuran’da şöyle ifade edilmiştir: ”Ayetlerimizden bir kısmını, kendisine göstermek için kulunu bir gece Mescidi Haram’dan alıp çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa’ya götüren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O, her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla görendir.” (İsra.1) Mübarek kılınan Mescidi Aksa’nın çevresi, başta Kudüs olmak üzere Filistin topraklarıdır. Bugün Mescidi Aksa’nın kapladığı alan 144 dönüm kadardır. Eski Kudüs surları içinde etrafı ikinci bir surla çevrilidir. Şu anda Mescidi Aksa’nın dört minaresi vardır. Mescidi Aksa’nın genellikle namaz vakitlerinde Hıtta kapısı açıktır. Esbat, Magaribe ve Silsile kapıları Cuma günleri açılır. Esbat kapısı ya da Aslanlı kapıya; Hz. Yakub’un oğullarına nisbetle bu isim verilmiştir. Burası mescidin kuzeydoğu tarafının en son kısmıdır. Ziyaretçiler daha çok bu kapıdan girerler. Bu kapı aynı zamanda şehrin kapısıdır. Hıtta kapısı; Mescidi Aksa’nın kuzey kapısıdır. Bu kapıdan eğilerek girilmektedir. Mescidi Aksa’nın temelini atan ve ilk duvarlarını ören Hz.Davut’tur. Fakat tamamlayamadan vefat etti ve bitirilmesini oğlu Süleyman’a(a.s) vasiyet etti. Hz. Süleyman, önce Kudüs’ün etrafına beyaz taştan kalın ve uzunca bir sur yaptırdı, sonra mescidi tamamladı. M.S. 70 yılında Romalılar, Mescidi Aksa’yı yerle bir etti. Bu yıkımdan sonra geriye sadece Batı duvarının bir parçası olan ve bugün Müslümanlarca ” Burak Duvarı”, Yahudilerce de ” Ağlama Duvarı” olarak bilinen bölüm kaldı. Burası Yahudi emellerinin simgesi ve kutsal bir ziyaret yeri haline getirildi. Emevi halifelerinden Abdülmelik b. Mervan, bugün namaz kılınan ve Mescidi Aksa olarak bilinen caminin altında bulunan ve Mervan Mescidi olarak adlandırılan kısmı elden geçirdi ve cami haline getirdi. Daha sonra da mübarek taşın yani Sahra’nın üzerine bugünkü altın kubbeli mescidi inşa ettirdi. 1099 yılında Haçlılar, Mescidi Aksa’yı kiliseye çevirdiler. 1187′de Selahaddin Eyyubi, Mescidi Aksa’yı yeniden camiye çevirdi ve üç bin tahta parçasından oluşan muhteşem bir minber yaptırttı. Bu minberde hiç çivi kullanılmamıştır. Bu minber bir yahudinin camiyi ateşe vermesi ile tamamen yanmış ve yok olmuştur. 1923′te Türkiye’den giden Mimar Kemalettin Bey, Kubbetu’s- Sahra ile birlikte Mescidi Aksa’yı da yeni baştan tamir etti. Mescidi Aksa, bugün bir orta ve üçer yan sahandan oluşmaktadır. Kıble tarafına paralel uzanan bir çapraz sahan ve bunun orta sahanla kesiştiği yerde de kubbe vardır. Mescidi Aksa’nın kubbesi birbirine geçmeli iki kubbeden oluşur. İçerideki kubbe ahşap; dışarıdaki kubbe ise dışarıdan görünen kurşun kubbedir. 1967′de İsrail askerleri camiye girerek Müslümanları şehit etti. PEYGAMBERLER MESCİDİ VEYA KADİM( ESKİ) MESCİDİ AKSA Mescidi Aksa’nın tam altında büyük bir mekan vardır. Caminin kapısından sekiz basamaklı merdivenle camiye girilir. Burada yüksek tavanı taşıyan kalın duvarlar bulunmaktadır. Alt tarafında ise mihrap ve minber vardır. Bu alt kata ”Eski Aksa” ismi verilir. Giriş kapısı Mescidi Aksa’nın önündendir. İçeride iki bölüm vardır.
Kudüs’ün ve Mescidi Aksa hareminin bir sembolü olarak gördüğümüz altın kubbeli, mavi çinili olarak sekizgen biçimde olan cami Kubbetü’s- Sahra’dır. İçinde bulunan ve İslam tarihinde ” Sahra”olarak bilinen mukaddes kaya insanlık tarihi kadar eskidir. Emevi halifesi Abdülmelik b. Mervan, Kubbetü’s- Sahra’yı 691 tarihinde yaptırdı. İnşaat masrafları için ayırdığı parayı saklamak için Kubbetü’s- Silsile ( Zincir Kubbesi) diye anılan binanın yapılmasını emretti. Rivayete göre bu binayı o kadar beğendi ki, Kubbetü’s-Sahra’nın da aynı plana göre yapılmasını emretti. Sahra abanoz ağacından bir kafes ve dibadan perdeler ile çevrili idi. Sekizgen tarzında yapılan Kubbetü’s-Sahra’nın yapımında Bizanslı ve Suriyeli sanatçılar çalışmıştır. Kubbetü’s-Sahra’nın dört kapısı vardır. Kuzeyde Cennet kapısı, güneyde Kıble kapısı, doğuda Nebi Davud kapısı ve batıda Silsile veya Mağrib kapısı. Kubbetü’s-Sahra’nın iç kısmının ilk bölümü, sekiz ayak ve bu ayakların arasında bulunan ikişer sütundan meydana gelmiştir. Kubbeyi tutan ikinci kısım ise dört ayak ve on iki sütunun taşıdığı ve on altı pencereli yüksek bir kasnağa oturan kubbeyle örtülüdür. Kubbetü’s-Sahra’nın en gösterişli bezemeleri kubbe, kubbe kasnağı ve kemer aralarını süsleyen altın zemin üzerine sarı ve yeşil mozaiklerdir. Bugün Kubbetü’s-Sahra’nın dışında gördüğümüz çini ve yazı 450 yıldır orijinal hali ile boy göstermektedir. [/toggle_content] [toggle_content title="SAHRA- MUALLAK TAŞI"] Sahra tam kubbenin altında bulunmaktadır ve altına merdivenle inilmektedir. Sahranın içi, mağara kısmı 70 kişiliktir. Tam orta yerinde tepede büyük bir delik bulunmakta, burada büyükçe bir avize asılıdır. Daha önceleri değerli bir inci, Hz. İbrahim’in kurban ettiği koçun boynuzu, Peygamberimizin(s) ve Hz. Ömer’in sancağı, Hz. Hamza’nın kalkanı; kubbenin ortasında sarkan bir zincirde asılı olarak muhafaza edilmekteydi. Bu emanetler sonradan Abbasiler tarafından Kabe’ye götürüldü. Sahra yarım daire şeklindedir. Yuvarlak yanı doğuya, düz yanı batıya bakar. Güneybatısında bulunan bir mermer sütun parçası üzerinde Peygamberimizin(s) Mirac gecesinde göğe yükselmek için Burak’a bindiği sırada oluşan ayak izi vardır. Ayak izi zarif bir kubbenin içinde bulunmaktadır. Bu kubbe, kıble tarafından, Sahra’nın altına inerken sol tarafta yer almaktadır. 11 basamakla inilen Sahra’nın altı olan mağaranın yüksekliği yaklaşık iki metre kadardır. Kubbetü’s-Sahra’nın avlusunda sekiz adet kemer vardır. Kubbetü’s-Sahra avlusunda müstakil olarak duran tek kubbeli, üçü açık, diğeri kapalı bulunan dört adet şirin yapı yer almaktadır. Bunlardan; Kubbetü’n- Nebi mihrabında, Peygamberimiz(s), Mirac gecesinde peygamberlere ve meleklere namaz kıldırmıştır. Kubbetü’s- Sahra’nın dört kapısı bulunmaktadır: Aksa, İsrafil, Cennet ve Batı kapıları.
Bu dağ, Tur Dağı’dır. Hıristiyanlık inancına göre Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği yer burasıdır. Burada birçok kilise bulunmaktadır. Mescidi Aksa’nın tam karşısına düşen tepedir. Yahudilere göre, Kıyamet günü Cennete ilk ve en erken bu tepeye defnedilmiş olanlar girecektir. Bu yüzden bu tepe kutsaldır ve bu mezarlık dünyanın en pahalı mezarı konumundadır. Bu dağ, Kudüs için ruhla ceset gibi stratejik bir konuma sahiptir. Kudüs’ün gerek fethi, gerekse işgali hep bu tepeden gelen ordular tarafından yapılmıştır. Ayrıca Hz. Davut’tan Hz. İsa’ya kadar bütün peygamberler tarafından pek çok önemli olay burada cereyan etmiştir. Hz. Davut, M.Ö. 1049 yılında Kudüs’ün fetih ateşini ilk olarak Zeytin Dağı’nda yakmıştır. Hz. İsa, M.S. 30 yılında havarileri ile birlikte bu dağa çıkar, sohbet ederdi. Yahudiler, Hz. İsa’yı öldürmek için tuzak kurduklarında İsa(a.s.), Zeytin Dağı’na çıktı. Zeytin Dağı, asıl olarak Müslümanların nazarında mukaddes ve mühim bir dağdır. Tin suresinin ” İncire ve zeytine, Sina dağına, ve bu emniyetli şehre yemin olsun ki…” mealindeki ilk ayetlerinde geçen” zeytin” ifadesi bir rivayete göre bu dağa işaret etmektedir. Kudüs’ün fethi sırasında Hz. Ömer, bir süre bu dağda ikamet etmiştir. Hz. Ömer ve Selahaddin Eyyubi’nin askerlerinden şehit düşenler burada bulunmaktadır. Meşhur sahabi Selman-ı Farisi’nin türbesi Zeytin Dağı’ndadır. Hz. Meryem’in mezarı da Zeytin Dağı eteğinde Bab-ı Esbat tarafında yer olmaktadır. Burada Prenses Helenan’nın yaptırdığı ” Cismaniye” adında bir kilise vardır.
Bu duvarın asıl adı Burak Duvarı’dır. Zira Peygamberimiz(s), Mirac’a çıkarken bu duvara Burak isimli bineğini bağlamıştı. Bugün ” Burak Mescidi” olarak bilinen mescidin batı duvarı, bu duvardır. Burak duvarının bulunduğu mekan, Selahaddin Eyyubi tarafından tamir ettirilmiş, inşa edilmiş ve vakfedilmiştir. Böylece Mescidi Aksa hareminin bir parçasıdır. Bu duvarın ait olduğu Süleyman Mabedi ( Beytü’l Makdis), Hz. Süleyman tarafından inşa edilmiştir. Duvarın uzunluğu yaklaşık 485 metredir. Yüksekliği 18 metredir. Duvardaki taşlardan bazılarının uzunluğu 12 metre, yüksekliği bir metre, ağırlığı ise 100 tondan fazladır. Yahudilerin en büyük emeli, yıkılan Süleyman Mabedi’ni orijinal haliyle yeniden yapmaktır. Ancak Ahd-i Atik’te nakledilen Beytü’l Makdis’in eski ölçülerine göre yeniden yapılması Kubbetü’s- Sahra’nın yıkılmasına bağlıdır. Bugün Kudüs’ün tanıtıldığı turistik dökümanlarda Mescidi Aksa ve Kubbetü’s- Sahra’nın bütünüyle yıkılarak yerine Süleyman Mabedi’nin yapılacağı ve nasıl bu hale getirileceği açıkça anlatılmakta ve mabedin maketi yer almaktadır.
Hz. Ömer, Kudüs’teki Kıyamet Kilisesi’ni ziyaret ederken namaz vakti girmiş, Patrikin ısrarına rağmen namazını kilisede kılmamış ve kilisenin güney tarafında yakın bir yerde kılmıştı. Daha sonra bu mekana Emeviler zamanında bir cami ve minare yapıldı. Cami iki bölümdür. Giriş bölümünden sağ tarafa bir kapı vardır, ikinci bölüme girilir. Burası daha geniştir. Tam ortasında bir kuyu vardır. Kıyamet kilisesinin çan kulesi ile caminin minaresi yan yanadır.
Hıristiyanların inancına göre, Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesinden üç gün sonra naşını alıp bugünkü Kıyamet Kilisesi’nin bulunduğu yere getirdiler, buraya defnettiler. Defnettikleri gecenin sabahında mezarın açıldığına ve Hz. İsa’nın göğe yükseldiğine ve kıyamete yakın bir zamanda tekrar buraya geleceğine inanırlar. Bizans imparatoru Konstantin’in annesi Helena, 335 tarihinde bu kiliseyi yaptırdı. İranlılar Kudüs’ü işgal edince diğerleri ile birlikte bu kiliseyi de yakıp yıktılar. Daha sonra Rahip Modistos, 636 yılında Kıyamet Kilise’sini yeniden yaptırdı. Bu kilise, dünyanın en muhteşem, en güzel ve o zamana kadar en büyük ve bugün Hıristiyanlık aleminin en kutsal kilisesi olarak bilinir. Kilisenin içi altın mozaiklerle süslüdür. Kilise biri büyük, diğeri küçük olmak üzere iki kubbeden oluşur. Büyük kubbe, Hz. İsa’nın mezarının üzerinde yapılmıştır, diğeri de ” yarım dünya” olarak bilinen küçük kubbedir. Burada Hz. İsa’nın, doğumundan önce başlayarak hayat safhaları tasvir edilmiştir. Kilisenin içinde ilk girişte kapının karşısındaki büyük mermer taş, Hz. İsa’nın mezarının olduğu yeri simgeler. İçeride solda ise kilisenin ihtişamlı bol süslemeli muazzam absiti (cami mihrabı gibi) vardır. Hıristiyan mezhepleri arasındaki ihtilaflardan dolayı kilisenin anahtarının muhafazası ve her gün açılık kapanması işlerini iki Müslüman aile yürütür. Bu durum, Hz. Ömer zamanından beri böyle devam etmektedir.
Hz. Musa Külliyesi, Kudüs ile Eriha yolu üzerinde Lut Gölüne inerken, konum olarak deniz seviyesinden 300 metre kadar aşağıda yer alan coğrafi bir bölgede bulunur. Kudüs’e 28 km, Eriha’ya 8 km. dir. Bir yeşil otun dahi bitmediği, bir tek ağacın yeşermediği, alabildiğine çıplak, boz tepelerin ortasında çevreye maddi manevi hayat veren bir makam. Burası bir kervansaray, 5 dönüm bir alan üzerine kurulmuş, iki katlı, açık- kapalı 100 odadan oluşan, camii ve türbesi ile tarihi, manevi ve münzevi bir mekan. Caminin kuzeyinde mütevazı bir minaresi de mevcut. Hz. Musa’nın kabrinin üzerine türbeyi ve yanına mescidi il defa Memluk Sultanlarından Sultan Baybars yaptırmıştır. İlerisine de tamir ve bakım işlerinin yapılabilmesi için geniş bir arazi vakfetti. Kervansaray ise Osmanlı dönemi eseridir. Hz. Musa, 120 yaşında vefat etmiştir. ”Ulu’l Azm” denilen beş büyük peygamberden biridir. Kuran’da adı ve kıssası en çok geçen bir peygamberdir. İsrailoğullarını hidayete getirmek için çok büyük gayretler göstermiş bir nebidir.
HALİL ŞEHRİNDE HZ. İBRAHİM, HZ. İSHAK, HZ. YUSUF VE ZEVCELERİNİN KABİRLERİ Hz. İbrahim ve evlatlarının türbeleri, Halil şehrindeki Halil Camii’nin içindedir. Hz. İbrahim, hanımı Sare vefat edince içinde bir mağara bulunan ağaçlık bir arazi satın aldı ve hanımını buraya defnetti. Sare, 127 yaşında vefat etmişti. Daha sonra Hz. İbrahim, 175 yaşında iken ahrete irtihal edince aynı mekana defnedildi. Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İshak ve hanımı Rıfka da aynı yere defnedildiler. İleriki tarihlerde Mısır’da vefat eden Hz. İshak’ın oğlu Hz. Yakub ile hanımı Lamia’nın tabutları da bu mağaraya konuldu. Hz. Yusuf, Mısır’da vefat etmişti. Onu mermerden bir tabuta koyup Nil nehrine bırakmışlardı. Hz. Musa zamanında Allah’ın emriyle Nil nehrinden çıkartıldı, Halil’e getirildi ve mağarada yer kalmadığından mağaranın yanı başına defnedildi. Bu mağara, Bizanslılar tarafından bulunmuş ve üstüne kilise yapılmıştı. Kabirlere de işaret koymuşlardı. Emeviler zamanında kabirler açılıp bakıldığında bu mezarların Hz. İbrahim ve ailesine ait olduğu görüldü. Bunun üzerine kiliseyi camiye çevirdiler, kabirlerin üzerine de sanduka yaptılar. Halil Camii, mağaranın ölçüleriyle aynı ölçüdedir. 56 m. uzunluğunda 33 m. genişliğinde ve 15 m. yüksekliğindedir. 1967 işgali sonrası Museviler de camiye belli aralıklarla girip ayin yapmaya başladı. Bu devirde karşılıklı olarak ziyaret hürriyeti vardı. Fakat 1994 yılında 25 Şubat günü 15 Ramazan’a denk geliyordu. Cuma sabahı sabah namazında yaklaşık 1000 Müslüman vardı. Cemaat secde halindeyken Gold Stein adında fanatik bir Yahudi, makineli tüfekle insanları taradı. 29 kişi şehid oldu, 300 kişi de yaralandı. Bu olaydan sonra cami, 9 ay kapalı kaldı. Cami açıldığında ikiye bölünmüş olarak tekrar ibadete açıldı. Fakat caminin, Hz. Yakup ve hanımı ve Hz. Yusuf’un türbelerinin bulunduğu ön kısmı sinagoga çevrilmişti. Caminin tamamı senenin 10 günü Müslümanlara; 10 günü de Yahudilere veriliyor. Bu on gün Müslümanların ve Musevilerin bayram günleridir. Cami hafif yamaç bir yere inşa edilmiştir. Camiye 20- 25 basamaklı merdivenle çıkılır, caminin birinci kısmına girilir. Asıl caminin içine girmeden hemen karşıda yeşil renkli parmaklıklardan Sare’nin türbesi görülür. Caminin kapısından içeri girince sekizgen şeklinde iki büyük sanduka göze çarpar, sağdaki Hz. İshak’a, soldaki de eşi Rıfka’ya aittir. Aynı hizada caminin diğer kapısından geçerken hemen sağ tarafta Hz. İbrahim’in türbesi görülür. Türbenin hemen sağ tarafında kapının solunda dar bir köşede ise Peygamberimizin(s) mübarek ayak izi dikkati çeker. Peygamberimiz(s), Mirac gecesi Kudüs’e geldiğinde üç yere uğramıştı. Birincisi Hz. Musa’ya; ikincisi Mescidi Aksa’ya ve üçüncüsü de büyük dedesi Hz. İbrahim’e. İşte bu ayak izinin o zamandan geldiği rivayeti vardır. Yine aynı hizada birkaç metre ileride sağda Hz. Yusuf’un türbesi, yanında Hz. Yakup’un hanımı Lamia’nın türbesi, karşısında ise Hz. Yakub’un türbesi bulunur. Fakat bu üç türbe, Yahudilerin işgali altındaki sinagog bölümünde bulunmaktadır. Mezarlar asıl itibariyle caminin 15 m. altında yer alan mağarada bulunmaktadır. Caminin minberi; abanoz ve ceviz ağacından hiç çivi çakılmadan yapılmış olan çok kıymetli ve muhteşem bir minberdir .Yeni konmuş gibi durmakta ve üzerinde gergef gibi kufi kitabeli hat sanatının şaheseri görülmektedir. Kare kesitli tek şerefeli caminin iki minaresi de Memlükler tarafından yapılmıştır. Bugün türbenin üzerinde bulunan iyice solmuş ve rengini atmış olan örtüler Sultan Abdülhamit Han’ın gönderdiği örtülerdir.
Lut Gölünün tarih boyu değişen isimleri vardır. Tevrat’ta ” Tuz Denizi”, Batı kaynaklarında ve Arap dilinde” Ölü Deniz” denmektedir. İslam tarihinde Lut kavminin helak edildiği şehrin bulunduğu yer olarak geçer. Göl, etrafı açık renkli kireç taşından oluşan, kuzeyden güneye doğru uzanan derin bir çukuru kapsar. Gölün kuzeyden güneye uzunluğu 80 km. eni ise yaklaşık 16 km. dir. Lut gölü, deniz seviyesinden 400 m. çukurdadır. Herhangi bir akarsu ile beslenmez. Gölün suyunun derinliği ise güneydeki koyda 5- 6 metreyi geçmediği halde, diğer yerlerde ortalama 150 m. yi bulurken, kuzeye doğru ise 400 m. ye kadar iner. Gölün tuzluluk oranı binde 240′ı aşmaktadır. Bu durum açık denizlerde binde 35 civarındadır. Göl suyuna kötü bir tat ve yağlımsı bir hal veren, magnezyum klorür, sodyum klorür, kalsiyum ve potasyum klorürdür. Bugün Ürdün buradan potasyum ve tuz üretmektedir. Önceleri göl üzerinde faal bir biçimde ulaşım yapılırdı. Gölden elde edilen çamurun romatizma ve cilt hastalıklarına iyi geldiği söylenmektedir.
İbranice ”Ekmek Evi” anlamına gelen Beytülahm, Kudüs’ün 10 km. güneyinde yer alır. Filistin Özerk Bölgesine aittir. İncil’e ve Müslüman coğrafyacılara göre Hz. İsa burada dünyaya gelmiştir. Yine Hıristiyanlarca Hz. Davut ve Hz. Süleyman’ın türbeleri de buradaki mağaradadır. Beytüllahm, tarih boyu hiçbir şekilde zarar görmedi. 400 sene kadar Osmanlı idaresinde kaldı. Burada, nerede ise bütün Hıristiyan mezheplerinden insanlar vardır. Özellikle şehir, Hz. İsa’nın doğumu( Christmas) kutlamalarında dünya Hıristiyanları tarafından ziyaret edilir. Hz. Meryem, Hz. İsa’ya hamile kalınca askerlerin ve çevrenin verdiği rahatsızlıktan dolayı Beytülahm’e göç eder. Burada bir mağaraya girer, tek başına yaşar. Doğumdan sonra da tekrar Kudüs’e döner. Bizans İmparatorunun annesi Helena, mağaranın üzerine ”Meryem Kilisesi” adıyla M.S. 333 yılında bir kilise yaptırmıştır. Kilisenin içinde sol tarafta bir boşluk vardır. Bu boşlukta Hz. Ömer, bir yolculuk esnasında namaz kılmıştır. Bu bölümden Hz. İsa’nın doğduğu yere merdivenle inilir. Hz. İsa’nın doğduğu yer, büyükçe gümüş bir yıldız ile işaretlenmiştir. Beytülahm’in %70′i Müslüman, %30′u Hıristiyan’dır.
Peygamber Efendimizin yaptırıp namaz kıldırdığı, halifeler ve Osmanlı sultanları tarafından genişletilerek ve tamir edilerek zamanımıza kadar gelmiş olan mesciddir. Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde: MESCİDİMDE KILINAN BİR NAMAZ, MESCİD-İ HARAM HARİÇ BAŞKA MESCİDLERDE KILINAN BİN NAMAZDAN HAYIRLIDIR buyurarak medh etmiştir.

MESCİD-İ NEBİ içerisinde, Peygamberimizin kabr-i şerifi ile mescidin o zamanki minberi arasındaki yerdir. Peygamber Efendimizin: EVİMLE MİNBERİM ARASI, CENNET BAHÇELERİNDEN BİR BAHÇEDİR buyurarak medh ettiği Ravda-i Mütahhara’nın uzunluğu 22 metre, genişliği ise 15 metredir.
İçerisinde Peygamber Efendimizin namaz kıldığı mihrabın da bulunduğu bu beyaz sütunlu kısım, Mescid’in diğer bölümlerinden ayrılmıştır. Öteki kısımların sütunları vehalı renkleri ayrı olduğu için rahatça bilinebilmektedir.

Medine-i Münevvere’nin mezarlığıdır. Bu mübarek kabristanda Peygamber Efendimizin amcası Hz. Abbas, torunu Hz. Hasan, damadı ve üçüncü halife Hz.Osman-ı Zinnureyn, halası Hz. Safiye, çocuğu Hz. İbrahim, kızı Rukiye, Fatıma vemübarek hanımları başta olmak üzere sahabe ve tabiundan birçok zevat medfundur.
Bu kabristandaki türbeler ve mezar taşları, Medine-i Münevvere, Osmanlı idaresinden çıktıktan sonra yıktırılmıştır. Şimdi etrafı duvarlarla çevrili olan bu kabristan bir tarla görünümündedir. Kıble yönüne göre Mescid-i Nebi’nin soltarafında, hemen yan tarafındadır.

Medine’nin 5 km. kadar kuzeyinde bir dağın adıdır. Hicretin üçüncü yılında (M.625) müslümanlarla müşrikler arasında burada yapılan savaşta, Ashab-ı kiramdan 70 kişi şehid olmuş ve buraya defnedilmişlerdir. Peygamberimizin amcası ve şehidlerin efendisi Hz.Hamza da bunlar arasındadır.
Hz.Peygamber, her yıl Uhud şehitlerini ziyaret eder ve onlara dua ederdi. Uhud şehitlerini ziyaret etmek de müstehaptır.
Uhud şehitleri de ziyaret edilirken selâm verilir ve dua edilir. Arzu edenler Diyanet İşleri Başkanlığının hacılara hediye ettiği Kutsal iklimde Dua kitabındaki “Mezarlık ziyaretinde okunacak selam ve duayı ” okuyabilirler.

Peygamberimiz Hz. Muhammed, Mekke’den Medine’ye hicretleri esnasında, Medine’ye 5 km. mesafede bulunan Kuba’da 14 gün kalmıştı. Bu süre içinde Peygamberimiz orada bir mescid inşa etti ve burada namaz kıldı. Kur’an-ı Kerim’de takva üzere yapıldığı bildirilen ve İslâm âleminde cemaatle namaz kılınmak için yapılan ilk mescid budur.
Kuba Mescidini ziyaret etmek ve burada iki veya dört rekat namaz kılmak müstehaptır. Bu mescidin ziyareti ile ilgili olarak Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: “Kim evinde güzelce temizlenip abdest aldıktan sonra, başka maksatla değil de sadece namaz kılmak için Kuba Mescidine giderse umre sevabı alır.”
Hz. Peygamber sağlığında, Cumartesi günleri Kuba Mescidini ziyaret eder ve burada namaz kılardı.

Mescid-i Seb’a (yedi mescid) diye anilan, Hz. Selman, Hz. Ebubekir, Hz. Omer, Hz. Osman, Hz. Ali ve Fatima-Tuz Zehra Hz. leri adina kucuk birer mescid yapilmistir. Mescid-i Feth, Sel (Sil’) dagi uzerinde bulunmaktadir. Hendek Savaşının yapıldığı mevkide, bir birine yakın küçük küçük yedi mescid bulunmaktadır. Bunlara " Yedi Mescidler" denir.

İslam’ın ilk yıllarında namazlar, Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa’ya doğru kılınıyordu. Peygamber Efendimiz Kıble’nin Kâbe olmasını, yani namazların Kâbe’ye dönülerek kılınmasını çok arzu ediyor ve bu konuda Allah’tan gelecek emri bekliyordu. Hicretten 18 ay kadar sonra Şaban ayının 15. günü (Berat Kandilinde) Hz. Peygamber, Seleme oğulları mahallesinde öğle veya ikindi namazının farzını kıldırdığı esnada, ikinci rekatın sonunda aşağıdaki âyet-i kerime indi:
“… Seni elbette, hoşlanacağın kıbleye döndüreceğiz. O halde hemen Mescid-i Haram’a (Kâbe’ye) doğru dön. (Ey mü’minler) siz de nerede olursanız olun, (namazda) oraya doğru dönün.”
Bunun üzerine Hz. Peygamber, namazı bozmadan hemen Kâbe istikametine döndü, cemaat de saflarıyla birlikte döndüler. Böylece Kudüs’e doğru başlanan namazın son iki rekatı Kâbe’ye yönelinerek tamamlandı. İşte bu bakımdan bu mescide Mescid-i Kıbleteyn (İki Kıbleli Mescid) denir. Bu mescidin yerinde şimdi büyük bir cami yapılmıştır. Bu camii ziyaret edilerek iki veya dört rekat Tahiyyet’ül-Mescid namazı kılınması ve dua edilmesi güzel olur.

Gamame mescidinin 105 adım sol ön kısmındadır. Mescid-i Nebi’den 530 adım uzaklıktadır. Hz. Ömer (R.A) ın evi burası olup devlet reisliğini bu mescidin olduğu yerden (evinden) yapmıştır.

Gamame mescidinin 20 adım sağ arka kısmındadır. Mescid-i Nebi’den 445 adım uzaklıktadır. Giriş kapısının üzerinde Osmanlı Tuğrasını görmek mümkündür.
Mekke’nin güneyinde Kabe’ye yaklaşık 4 km. uzaklıkta, yüksekliği 500 m. civarında olan bir dağdır. Bu dağın zirvesine yakın bir yerde Peygamber Efendimiz ile arkadaşı Hz. Ebubekir’in Mekke’den Medine’ye hicret ederlerken gizlendikleri mağara bulunmaktadır. Sevgili Peygamberimiz ve arkadaşı gece vakti bu dağa çıkmışlar ve üç gece burada kalmışlardır. Sonra gizlendikleri mağaradan çıkarak Kızıl Deniz sahil yolundan Medine’ye ulaşmışlardır. Mağara’da kaldıkları zaman süresince bazı mucizeler vuku bulmuştur. Allah (c.c.) Resulünü müşriklerin kötülüklerinden örümcek ve güvercin gibi mahlûkatından bir kısmını görevlendirerek korumuştur. Bu olay Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır:“Siz o Resul’e yardım etmeseniz de Allah ona yardım eder. Hani o kâfirler, onu Mekke’den çıkardıkları vakit sadece iki kişiden biri iken, (Hz. Muhammed ve Ebu Bekir) ikisi de mağarada bulundukları sırada arkadaşına: “Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir” diyordu. Allah onun kalbine sükunet ve kuvvet indirmişti ve onu sizin bilmediğiniz ve göremediğiniz askerler ile de desteklemişti…” (Tevbe 40) Hz. Ebubekir mağaradaki bir hatırasını şöyle anlatıyor: “Hz. Peygamber ile mağarada iken, müşrikler bize o kadar yaklaştılar ki biz onları görüyor ve seslerini işitiyorduk. O’na zarar verirler diye çok korktum ve “Ya Resulullah eğilip baksalar bizi görecekler” dedim. Bunun üzerine Resulullah şöyle buyurdu: “Sen burada yalnızca ikimiz mi varız zannediyorsun, Allah (c.c.)da bizimle beraberdir”.

Mekke’nin güney doğusunda, şehre 20 km. mesafede, alanı 14 km2 civarında düz bir ovadır. Bu sahanın batısında Hz. Peygamber’in Veda Haccı’nda konakladığı yere yapılan Nemire Mescidi, doğusunda ise Rahmet Tepesi bulunmaktadır. Cebrail Aleyhisselam Hz. İbrahim’e Hac ile ilgili bilgileri ve Hacc’ın nasıl yapılacağını burada öğretmiştir. Ayrıca Hac yapmak üzere gelen Müslümanlar bu meydanda bulundukları zaman içinde günahlarının affı için Allah’a tövbe ederler. Bu ve benzeri sebeplerden dolayı bilme, anlama, tanışma, konuşma ve buluşma yeri manalarına gelen ARAFAT kelimesi bu meydanın ismi olmuştur. Kur’an-ı Kerim’de Arafat’tan bahsedilerek şöyle buyurulmuştur:
“Vakfenizi tamamlayıp Arafat’tan Müzdelife’ye doğru coşkuyla akın ettiğinizde Meş’arı Harem civarında Allah’ı zikrediniz”. (Bakara 198) Dünya’nın her tarafından gelen Müslümanlar, Hac ibadetinin en önemli farzı olan “Arafat Vakfesi” için Zilhicce ayının 9. günü (Arefe günü) bu meydanda toplanırlar ve güneş batıncaya kadar burada ibadet halinde bulunurlar. Sevgili Peygamberimiz: “Hac Arafat’tır ve Arafat’ın her tarafı vakfe yeridir” sözleriyle Arafat’ın önemini işaret buyurmuşlardır.
Mina ile Arafat arasında bulunan 12 km2 genişliğindeki bölgeye Müzdelife denir. Yüce Allah bu meydanda bolca ibadet etmemizi emir buyurmuşlardır. Hacc’ın vaciblerinden olan Müzdelife vakfesi bu meydanda gece konaklayarak yapılır. Akşam vakti Arafat’tan yola çıkan Hacılar, akşam ve yatsı namazlarını yine bu meydanda kılarlar. Şeytan taşlama da kullanılacak taşlar da buradan toplanır. Bayramın birinci günü sabah namazından sonra Müzdelife’den Mina’ya hareket edilir.
Mekke’nin kuzeydoğusunda Müzdelife ile Mekke arasında kalan geniş bölgeye Mina denir. Cemerat ismiyle bilinen şeytan taşlama yerleri, Hac kurbanlarının kesildiği mezbahaneler ve sevgili Peygamberimizin Mina günlerini geçirdiği mekâna yapılan Mescid-ül Hayf burada bulunmaktadır. Müzdelife vakfesinden sonra hacılar Mina’ya gelerek Hacc’ın vaciblerinden olan ve üç gün devam eden şeytan taşlama görevini burada yerine getirirler. Ayrıca bu günlerin gecelerini Mina’da geçirmek Hacc’ın sünnetlerindendir.

Mina sınırından Mekke istikametine doğru 300 m. kadar sonra sağ tarafta yer almaktadır. Sevgili Peygamberimiz Medine’ye hicretinden iki sene önceki Hac mevsiminde insanları İslam’a davet ederken 12 kişiden oluşan Medine’li bir grupla karşılaşır. Bu grubun hepsi Hz. Muhammed’e burada biat ederek Müslüman olurlar. Bir sonraki senenin haccına 72 kişi olarak gelirler ve aynı yerde Peygamberimize biat ederek onlar da Müslüman olurlar. İslam tarihinde bu olaya 1. ve 2. Akabe Biat’ları denmektedir.
Mekke’nin kuzeydoğusunda, 300 m. yüksekliğinde kütle kayalardan oluşan ve Kabe’ye 5 km. mesafede bulunan bir dağdır.
Peygamberliğinden önce Hz. Muhammed’in Ramazan aylarını ibadetle geçirdiği “Hira Mağarası” bu dağın zirvesinde bulunmaktadır.
Sevgili Peygamberimiz 40 yaşına girdiği senenin Kadir Gecesi’nde bu dağda ibadet halinde iken Hz. Cebrail gelmiş ve kendisine “Ey Muhammet! Sen Allah’ın Resulü, ben de Cebrailim” diyerek peygamber olduğunu tebliğ etmiştir. Kur’an-ı Kerim’in ilk ayetleri aynı gecede Peygamberimize burada inmeye başlamıştır. Bu sebeple bu dağa Nur’un indiği yer manasına gelen NUR DAĞI denmektedir. Burada inen ilk ayetler mealen şöyledir:
“Yaradan Rabbinin adıyla oku. O, insanı koyu kan halindeki bir sıvıdan yarattı (embriyon). Oku! Ki senin Rabbin sonsuz kerem sahibidir. 0, kalemle yazmayı öğretmiştir. İnsana bilmediği şeyleri öğretmiştir”. (Alak Suresi, 1-5)
Mescid-i Harem’in yaklaşık 1.5 km. kuzeyinde yer alan bu mezarlık aynı zamanda şehrin tarihi mezarlığıdır. Sevgili Peygamberimizin dedesi Abdülmuttalip, amcası Ebu Talip, hanımı Hz. Hatice validemiz, küçük yaşta ölen oğulları Kasım ve Abdullah’ın ve birçok Sahabi ve İslam büyüklerinin kabirleri bu mezarlıkta bulunmaktadır. Mekke’de vefat eden yerli-yabancı her Müslüman günümüzde de bu mezarlığa defnedilmektedir.
Peygamber efendimiz davet için gittiği Taif dönüşünde yol üzerindeki Nahle Vadisi’nde namaz kılarken bir grup cin Kur’an-ı Kerim’i dinleyerek etkilenmişlerdir. Daha sonra Hz. Muhammed’i takip eden bu cinler Mekke girişinde efendimizle görüşmüşler ve müslüman olmuşlardır. Kur’an-ı Kerim’deki Cin Suresi burada nazil olmuştur. Sonraları bu mekana bir mescit yapılarak Cin Mescidi ismi verilmiştir. Peygamberimiz insanlara ve cinlere İslam’ı tebliğ etmek için görevlendirilmiştir. Bu hakikat Kur’an-ı Kerim’de şu ayetle açıklanır: “Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım”. (Zariyat, 56)

Hz. Peygamberin doğduğu ev Kabe’nin doğu tarafında kalan Beni Haşim mahallesinde idi. Hz. Muhammed Miladi 20 Nisan 571 (12 Rebiulevvel) Pazartesi gecesi tan yeri ağarırken bu evde dünyaya gelmiştir. Daha sonra buradaki ev yıkılmıştır ve yerine yapılan bina günümüzde Mekke Kütüphanesi olarak kullanılmaktadır.

Pasaport Harç Bedelleri E-Pasaport İşlemleri
| Süre | Harç *** | Defter | Toplam |
|---|---|---|---|
| 1 Yıl | 3.449,40 TL | 1.135,00 TL | 4.584,40 TL |
| 2 Yıl | 5.631,40 TL | 1.135,00 TL | 6.766,40 TL |
| 3 Yıl | 8.000,00 TL | 1.135,00 TL | 9.135,00 TL |
| 10 Yıl | 11.274,00 TL | 1.135,00 TL | 12.409,00 TL |
*** Hususi ve Hizmet Damgalı Pasaportlar harç bedelinden muaftır.

2025-2026 Umre Ekonomik & Lüks Umre Turları
Balıkesir Edremit Koca Seyit Havalimanı Direkt Uçuşlu Umre Turları
İstanbul Havalimanı Direkt Uçuşlu Umre Turları
ile Türkiye'nin her yerinden ücretsiz gidiş-dönüş iç hat bağlantısı...
Detaylı Bilgi ve Kayıt İşlemleri için 0 266 374 06 24 - 0 534 302 60 90
2025-2026 Umre Ekonomik & Lüks Umre Turları
Balıkesir Edremit Koca Seyit Havalimanı Direkt Uçuşlu Umre Turları
İstanbul Havalimanı Direkt Uçuşlu Umre Turları
ile Türkiye'nin her yerinden ücretsiz gidiş-dönüş iç hat bağlantısı...
Detaylı Bilgi ve Kayıt İşlemleri için 0 266 374 06 24 - 0 534 302 60 90
Umre Turlarını
İncelemek için Umre Turları Butona Tıklayınız
Umre Turlarını
İncelemek için Umre Turları Butona Tıklayınız
![]() |
![]() |
![]() |
Dua, Dostluk ve Hizmetinize Talibiz... | ![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
www.enucuzumre.com - www.ekonomikumreturlari.com - www.luksumreturlari.com
www.somestrumreturlari.com - www.okultatilindeumre.com - www.ramazandaumre.com - www.edremitumre.com















